BİR FENOMAN: MUSTAFA İSLAMOĞLU

Görsel

KADERE İMAN

Bir Müslüman aleyhine bir yazı yazmak istediğimde ya da söz söylemek zorunda kaldığımda acele etmem. Çünkü içim burkulur. Bazen çok uzun bir müddet beklerim.

Mustafa İslamoğlu söz konusu olunca da öyle oldu. Kader konusundaki konuşmasını dinlediğimde yanlış anlamış olabileceğimi düşünerek hoca arkadaşlarıma da dinlettim. Hepsi benim gibi anlamışlardı. Bununla da yetinmedim; Seydama dinlettim. Onun tepkisi çok daha büyük oldu.

Yine de belki bir düzeltme demeci yayınlar veya hatasını görüp tevbe eder diyerekten konuyu askıya aldım. İsmailağa grubundan ve Rihle ekibinden bir grubun, aleyhine yazdığı kitabı ısrarla okumadım.

Ancak geçenlerde müşarun ileyhin bu mevzuyu kitaplaştırdığını görünce, artık onun üzerine de kocaman bir kırmızı çizgi çekme zamanının geldiğini anladım. Çünkü imanın altı esasından birisini inkar edecek kadar küstahlaşan ve tevbe edeceği yerde bunu kitabıyla tescilleyen sefihe daha fazla müsamaha göstermek hem toplumun imanını tehlikeye atmak demektir hem de İslam’ın emri bil maruf nehyi anil münker prensibini işlevsiz kılmak demek olur.

Bu arada belirtelim:
a) 14 asırdır bu ümmetin tüm alimleri imanın şartını 6 olarak kabul etmişler, bir tanesinin inkarı ile bile küfre düşüleceğini özellikle belirtmişlerdir.
b) İmanın 6 esastan oluştuğunu bildiren bizzat Peygamberimizdir s.a.v. ve bu hadis tüm muteber hadis kitaplarında geçmektedir.
c) Kader Risalesi’nin Hasan Basri’ye aidiyeti oldukça şüphelidir. Zaten aksi durumda çoktan üzerine şerhler yazılır ve defalarca basılırdı. Bu sayfaların aidiyeti, aynen Rüya Tabirleri kitaplarının, onun can dostu İbni Sirin‘e aidiyeti kadar zayıftır.
d) Farz-ı muhal, mezkur risale ona ait olsa bile, içinde zerre kadar bu fasit görüşü destekleyecek bir cümle ve fehva yoktur. Zındıklığını ve riddetine Hasan Basri gibi bir tabiini alet edene tüm lanetçiler lanet etsin.

Bu zındığın fanatiklerinden hiç birinin daha kaderi bile tarif edemediklerini gördüm.

Mustafa İslamoğlu ekolü, bu ümmete karşı açılan yeni bir cephenin adıdır. Zira bu zındığın Arapça bilmediğini, hadisten anlamadığını, müşteşriklere toleranslı olduğunu, hatta müsteşriklerin babası Goldziher‘i bize Kur’an’ı doğru anlamada klavuz gösterdiğini, Şiaya karşı bir tek eleştirisinin olmadığını ama Sünni ulemaya her seferinde direkt ve dolaylı hakaretler sıraladığını daha önce dolaylı olarak ifade etmiştik.

Şimdi açıktan uyarma zamanı!

About these ads

92 comments on “BİR FENOMAN: MUSTAFA İSLAMOĞLU

  1. Bazı ilmi izahat isteyen kardeşlerimize, ilmi izahattan ziyade, Mustafa İslamoğlu aleyhine yazdığımız noktalara örnekler sunacağız. Çünkü ilmi izahatı anlayacak kapasite ancak ilim ehlinde olacağından ve ilmi ehli dışındakilere vermenin israf ve haksızlık olması nedeniyle ilmi izahattan şimdilik uzak duracağız.

  2. 1. ARAPÇA: Mustafa İslamoğlu Arapçayı yeterince bilmez.
    Bunun yüzlerce örneği olmasına rağmen, biz en komik bulduğumuz bir örneği sunacağız:
    Üç Muhammed kitabında tercüme ettiği bir alıntı pasajda “cüllide” kelimesini ‘derisi yüzülür’ diye tercüme eder.
    Meselenin aslı şudur:
    Sahabeye ta’n eden kimse cüllide, yani sırtı kamçılanır.
    Bizim çok bilmiş müçtehid bunu ‘derisi yüzülür’ diye tercüme eder.
    Onun bu gafı iki hakikati birden ortaya çıkarır:
    a) Arapçadaki en basit kelimeleri bile bilmez.
    b) İslam hukukundan yani fıkıhtan da bihaberdir. Çünkü İslam hukukunda yani fıkıhta ‘deri yüzme’ diye bir ceza yoktur.
    Daha da kötüsü; İslamoğlu bu verdiği yeni anlamdan yola çıkarak, İslam alimlerinin (Sünnilerin) ne kadar vahşi olduğunu ispatlar(!).
    Bu verdiğimiz örneği anlayabilmek için ilim okumuş olmak gerekmez; taassuptan uzak olmak ve insaflı olmak yeterlidir.

    • el ezher mezunu ve arapça bilmez öyle mi :)) şiilerle ilgili eleştirisi yok mu ? bak kardeşim sallama yaparak yazı yazma al yahudileşme temayülü kitabına bak 20 sene önce yazdığı bir kitaptır .. orada eksradan baslık acmıs eleştiri yagdırmıs şiaya.. ekstradan ali şeriatiye ve mevdudiye bakarsan onlarda kadere imanı almamışlardır.. ben ilmi konusuyorum havasına girmişsin belli ama bi zahmet mustafa islamoglunu tanımaya calıs tanımlamaya değil.hangi kitabını okudun hiçbirini.. bazı (alimlerin) reddiyelerini kopyalamışsın biliyorum.özellikle de ebubekır sifilin ifadelerine cok benziyor . çok uzun yazmıssın asagılara kadar baktım cevap gelmemesinin sebebi sizi ciddiye alan birileri olmamıs o kadar cünkü elestirilerin cok basit be kardeşim … bunların cevapları youtube de bile var .. sen kimsin ki tekfir ediyon islamoglunu.başlarken sanki olumlu bakan biri gibi baslamıs devamında kinini yazına dökmüşsün okumaya devam et yazı yazmak sana göre hiç değil genç adam … !!!

      • Bu konuda resmi ağzıma açmak istemiyorum.

        Ama 2 noktayı söyleyeyim:
        1. Ezher’i bitirememiştir. Bu yüzden Ezher mezunu değildir.
        2. İmtihanlarında rüşvet yedirmiştir. Buna rağmen bitirememiştir. Bunu çok yakın bir arkadaşından duydum. Bu yüzden böyle yapmış olacağına şahsen inanıyorum. Ama delil olarak kullanmayacağım.

        Yazıyı baştan sona okumadığınız ne kadar da belli:
        Arapça bilmediğine çok net bir örnek verdik. Bari o örneği okusaydın.

      • Eleştirmek için öncelikle bilmek araştırmak gereklidir arkadaşlar ebuhuzeyfe kardeşim öncelikle mustafa islamoğlunun tüm kitaplarını okumanı ve videolarını izlemeni tavsiye ederim meseleleri ilmi açıdan nakilleri incelemelisin ve doğru tartı ile tartmalısın şimdi doğru tartı nedir diye sorarsın belki doğru tartı kurandır.

        —————

        Cevap:
        1. Öncelikle yazılarımızı okuyun, sonra tavsiyede bulunun.
        2. Okumadığımı nereden biliyorsunuz?
        3. Siz kendiniz Kur’an’ı baştan sona okuyup anladınız mı ki Kur’an’a göre kıyasladığınızı sanıyorsunuz?
        4. Biz bu zındığa acaba Kur’an’a göre reddiye yazmıyor muyuz?

        Ebu Huzeyfe Turki

      • Kesinlikle Ezher mezunu değildir. Hatta Ezher ile ilgili sahtekarlıklarını ve rüşvetlerini yazmak istemediğimi defalarca söyledim.

        Şansınızı zorlamamanızı tavsiye ederim.

      • Ben muhataplarımın delillerini ciddiyetle takip ederim. Her ne kadar hiç bir muhatabım şimdiye kadar benim yazımın tamamını okumamış olsa bile… Örnek siz!

        Bu konuşmada “deliliniz” neresinde? Kaçıncı dakikası!
        Bana sıradan mutaassıp bir müridin alakasız bir konuşmayı paylaşma propagandası gibi geldi açıkçası.

    • ikinci sinifta kamistir ve atilmistir.ayni siniftaydik.bana da inanmiyorsaniz kendisine sorun kac yilinda mezun olmustur,diplomasi vardir heralde mezun olduysa

  3. Kitabının adını açıkça yazdım. Sayfa numarasını falan merak edenler ya da daha detaylı bilgi isteyenler için aşağıda bir link veriyorum. Hâlâ iftira diyen alçakları da Allah’a havale ediyorum.
    Ebubekir Sifil 2003 yılında Milli Gazete’de şöyle yazar:
    1. “İrfanî bilgi sistemi mensuplarının yukarıda yaptığı aşırı yüceltmeyi, İbn Teymiyye de mensubu olduğu beyan bilgi sisteminde yapmıştır. Her iki grup da tezlerini desteklemek için en şaibeli haberleri kullanmaktan kaçınmamışlardır. Aynen şu örnekte görüldüğü gibi: “Kim bir peygambere hakaret ederse o öldürülür. Kim onun sahabesine hakaret ederse derisi yüzülür.” (Üç Muhammed, 79)

    http://​www.ebubekirsifil.com/​index.php?sayfa=detay&tur=g​azete&no=21

    • eleştirilerinizi okudum, Ebubekir Sifil’in milli gazetede yanlış çeviri adına Üç Muhammed kitabından yaptığı alıntıyı okudum ve Üç Muhammed kitabında bahsettğiniz sayfayı açtım (syf 79) bulamadım fakat birkaç sayfa ileride bahsedilen paragrafı buldum ve aynen şöyle : “İrfanî bilgi sistemi mensuplarının yukarıda yaptığı aşırı yüceltmeyi, İbn Teymiyye de mensubu olduğu beyan bilgi sisteminde yapmıştır. Her iki grup da tezlerini desteklemek için en şaibeli haberleri kullanmaktan kaçınmamışlardır. Aynen şu örnekte görüldüğü gibi: “Kim bir peygambere hakaret ederse o öldürülür. Kim onun sahabesine hakaret ederse DÖVÜLÜR” ( Üç Muhammed syf 82) yani bahsettiğiniz çeviri derisi yüzülür olarak alınmamış kitaba ‘dövülür’ olarak alınmış ki doğru bir çeviri.. cülide= dövmek, dayak atmak manalarına gelir..

      • Ebubekir Sifil Hoca ile görüşmelerimizde bu reddiyelerine nasıl tepki geldiğini sordum. Cevap aynen şöyle idi:
        – Kendine yakışanı yaptı. Hatasını itiraf edip bir teşekkürü çok gördü. Bunun yerine hiç bir şey olmamış gibi pişkin bir şekilde hatalarını sonraki baskılarda düzeltti.
        Ancak unuttuğu bir durum vardı; eski baskılar onu hâlâ ele verecekti.

  4. 2. ORYANTALİST TİLMİZİ İSLAMOĞLU

    Ancak oryantalist müktesebat içerisinde Kur’an üzerine kaleme alınmış eserlerin en ünlüsü Türkçe çevirisini Prof. Dr. Abdulhalim en-Neccar’ın Arapça tercümesinden cezaevi günlerimizde gerçekleştirerek İslam Tefsir Ekolleri adıyla yayınladığımız De Richtungen der İslamich en Koranaust egung. Bu eser bir Macar Yahudisi olan İgnaz Goldziher’e (öl. 1922) ait.

    Bu yazı sayın İslamoğlu’na ait. Kaynak: http://www.mustafaislamoglu.com/makaleler.php?Kat_id=4&Makale_id=164

    Peki, kim bu Ignaz Goldziher?
    Kendisi biraz ipucu vermiş; Macar Yahudisi.
    Yani oryantalistlerin babası!
    Şimdi tefsirlerin tanıtımında Müslümanlar sanki hiç bir ciddi eser yazamamışlar da, sayın İslamoğlu maden bulmuş gibi oryantalistlerin babası sayılan bir Yahudi oryantalistin kitabını (orjinal dilinden değil) tercümesinden kötü bir tercüme ile dilimize kazandırmıştır.

    Kur’an ve tefsir anlayışını bir Yahudi oryantalistten sağlayan ve bize de bunu tavsiye eden zındığa neden kanalım?

    Yine de kanmak isteyenler varsa, buyursunlar!
    Cehenneme de adam lazım!

    Bunu niye yazdım?
    Hâlâ yazdıklarımın iftira olduğunu iddia eden zavallı fanatiklerine hiç olmazsa bu klavuz edindikleri karganın kendi eserlerini tanısınlar diye yazdım.
    Çoğu bu eserden bile habersiz!

    Goldziher’ı en güzel Mustafa Sibai tanır ve tanıtır. Ondan okumanızı tavsiye ederim. Ne hainlikleri olduğunu “Sünnet ve İslami Teşride Yeri” adlı eserini mutlaka okuyun derim.

  5. 3. YALANLAR ve İFTİRALAR

    Mustafa İslamoğlu nam yazar kaderi inkar ederken tutunduğu en önemli dallardan birisi de Cibril hadisinin Sahih-i Buhari’de “kadere iman” ilavesi olmaksızın geçmesidir.
    İlk bakışta avam için bu doğru olabilir. Ancak ilme aşina olanlar şunu gayet rahat bilirler ki, hadis kitaplarının hepsinin onlarca ravisi vardır ve bize ulaşanlardan basılanlar bunlardan sadece birisidir. Buhari nüshaları da öyledir.
    Buhari’nin diğer nüshaları olan Ebi Firve, Kehmes, Süleyman et-Teymi rivayetlerinde bu ibare aynen vardır. Keza Buhari’nin rivayetlerini farklı senedlerle tekit ve teyit eden İsmaili’nin Müstahreci’nde de mevcuttur.

    Tüm bu bilgileri bu zındık yazarın bilmemesi gayet doğaldır, çünkü hadis ilmine aşinalığı yoktur. Ama en azından Feth-ul Bâri isimli meşhur Buhari şerhine neden bakmaz? Çünkü onu da anlayacak kapasitede Arapçası yoktur. Daha da kötüsü o kadar insaf ve imanı yoktur. O müsteşriklerin öğrettiklerini yazar sadece!

    Benden ilmi izahat isteyenlere aynı zamanda bir örnek olsun: yukarıda bir iftiraya ilmi bir cevap verdim. Ancak baştan uyarmıştım; avam bu tür izahatı anlayamaz. Şimdi farzedelim anlayabiliyorsunuz; bu kitapların hangisi elinizde var? Farz-ı muhal, Beyrut’tan getirttiniz, kime okutacaksınız? Kendiniz okuyamayacağınız kesin! Bu sadece körü körüne taassup!

    Bu zındığın iftiralarını yazmaya devam edeceğiz ama önce buna ara verip diğer iddialarımızı da birer örnekle delillendireceğiz!

    • Çok basit!
      Buna cülide fiilini nasıl komik bir biçimd çevirdiğini örnekle kendi kitabından sundum.
      Tabii, bunun örnekleri yüzlerce kendi eserlerinde mevcut!
      Bir de hocalarının şahitlikleri var ki, onları yazmama sözü verdim.

  6. 4. SÜNNİ DÜŞMANLIĞI

    Mustafa İslamoğlu’nun tüm kitaplarını okuduğunu iddia edenler veya en azından önemli olanlarını (belli başlıları) okuyanlar, şu hakikati kesinlikle göz ardı edemezler:

    a) Mezkur menfur yazar bozuntusu nedense Şiaya hürmet gösterir ve saygısından “Şia” bile demez. Onun yerine “Ehl-i Beyt Mektebi” der.
    b) Oryantalistlere, diğer adıyla müsteşriklere veya şarkiyatçılara aşırı derece saygı gösterir. Onları asla ciddi manada eleştirmez, verilerini mutlak kabul eder.
    Bir örnek: “Verdiği emek her türlü takdirin üzerinde olan nâşir Helmut Ritter, birinci hakikati görmüş, fakat ikincisi gözünden kaçmış olmalıdır.” Kader Risalesi ve Şerhi s. 66
    Bir alıntı daha yapalım: “Ritter’in büyük emeğini takir etmemek, emeğe saygısızlık olur.” age 62
    Goldziher hakkındaki övgülerini başka bir güne saklayalım.
    c) Mutezileyi her fırsatta över ve asla dişe dokunur bir biçimde yermez, eleştirmez.

    Tüm bunların tabii sonucu olarak, her fırsatta Sünni alimlere hakarete İslam’a hizmet addeder ve tüm sövgülerini tarafsız akademik ve ilmi mülahazalar ve veriler olarak sunar.

    Yani zehiri bu ümmete altun kasede sunar!

    Sizce İslam’ın bu üç yıkıcı akımını (Şia, Mutezile ve Oryantalistler) her daim öven ve tavsiye eden ama İslam’ın temeli ve yegane hamisi olan Ehl-i Sünnete sövgüyü iman sayan bir zındık ne kadar iyi niyetli olabilir?!

    • mutaassıp diyerek suyun üstüne çıkma..! nasıl oluyorda islam için calısan birisini tekfir edebiiyorsun.. bir sürü etiket koymussun mustafa islamoglu için.yazının cogu alıntı bir kere … 3 muhammed kitabını dahil okumadıgını düşünüyorum.. görüşlerine katılmayabilirsin ama eleştiri ahlakını kaybetme lütfenn .. yazar bozuntusu falan yazmıssın bunlar hoş şeyler değil el ezher mezunudur kendisi … attıgınız iftiralarda bogulacaksınız bu gidişle yapmayın böyle ebubekir sifilinde katılınmayacak görüşleri var ama kımse ona veya sana hakaret etme yetkısıne sahıp değill.. bak http://www.takvahaber.net/aile-saglik/ebubekir-sifil-kesif-ehli-kalbleri-bilir-video,183.html NEYSE DAHA YAZMAMAYI BU GEREKSİZ TARTISMAYI SURDURMEMEYI DÜŞÜNÜYORUM ELEŞTİR SONUNA KADAR AMA TEKFİR ETME VE ELESTİRİ AHLAKINI ÇİĞNEME … ALLAH ÇALISMALARINI BEREKETLENDIRSIN ALLAHA EMANETSİN …

      • Yazılarımı okumadan cevap yazmanızı anlayamıyorum ama hadi anladım diyelim, ilk yazıyı neden okumuyorsunuz?

        Okuduysanız -ki bu kendinize hakaret olur- nasıl anlayamadınız? İlk yazımızda reddiyenizi otomatik çürüten cümleler var. Hatta ilk paragrafta bile var!

        Umarım anlama sorununuz yoktur!

  7. Kusura bakmayın ama insanlara tepeden bakan bir üslup kullanmışsınız.Hakarete varan cümleler serdetmişsiniz.Sizden ilmi izahat isteyenlere yaldızlı sözlerle hakaret etmişsiniz.Bu icazeti nerden aldınız da insanlara bu şekilde hakaret ediyorsunuz.Sağlam bir arapça gramerine sahipsiniz! Öyle ise buyrun kendisi ile ilmi bir münazara yapın.Bilirsiniz eskiler böyle yaparlarmış.İlim meclisleri kurulur ve içtihadi konular münazara edilirmiş.Buradan kaleminizde insaf zerreleri dökülüyor karşılıklı tatışmaya koyulun ki bu zerreler yüreğinizde dökülsün.Bize de kaybedene tabi olmak düşer….

    • İnsan ile Müslüman ayrıdır. Zındık ile insan daha ayrı.

      İsterseniz edebiyatı ve muğalatayı bir kenara bırakalım da, hangi cevabımda bir yanlış var, onu irdeleyelim.

      Bana nasihat vermeyin; söylediklerimin aksini ispat edin lütfen!

    • BİZE SERT SÖYLÜYORSUN DİYEN DOST ve HASIMLARA

      Üslubunuzu biraz kibar tutsanız diyenler var.
      Ebubekir Sifil hoca gibi akademik dil kullansanız diye tavsiye edenler var.
      Zındık, mürted, sapık, uşak, işbirlikçi vb terimler kullanmasanız diyenler var.

      Şunu gözden kaçırmamalı:
      Bizim dinimizin hassasiyetleri var.
      Biz bu hassasiyetleri kendi ırz ve namusumuzdan daha önemli görürüz.
      Siz ailenizin namusuna halel geldiği zaman nasıl tepki verirsiniz?
      Biz işte dinimizin hassasiyetlerine tecavüz edenlere daha sert tepki veririz!

      İman esasları çok daha önemlidir!

    • Benzeri videoları aylar önce defalarca seyrettim. O zamanlar hep hatasından döneceğini umdum. Seydam bile ‘tevbe etmezse, mürted olacağını’ söylemişti.

      Bu arada, yazılarımdan hangisinin iftira olduğunu gösteremezsen, asıl sen müfteri olursun. İspatlarsan da, ben yazımı derhal silerim.

  8. 5. KÜSTAH ve EDEPSİZ

    Bizim büyüklerimiz “İslam’ın altıncı şartı haddini bilmektir” derlerdi.

    Tabii, İslam’ın böyle bir şartı yok ama meselenin önemini ve ciddiyetini belirtmek için böyle söylerlerdi.

    Haddini bilmek aslında edep ve ahlakın başıdır. Edep ve ahlakı olmayanın ise, İslam’dan nasibi yoktur. Çünkü Kur’an, Peygamberimizi s.a.v. överken “Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzeresin” der. ine Efendimiz a.s. “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurur.

    Maalesef, Mustafa İslamoğlu’nun ne haddini bildiği var ne de edep-ahlak sorunu var. Tefsir, hadis, fıkıh, usul ve Arapça ilimlerden mahrum olmasına rağmen, küstahça tüm Sünni alimlere dil uzatmakta, bununla hızını alamayıp Peygambere a.s. bile kota koymakta, onun a.s. neler söyleyip neleri söyleyemeyeceğini belirlemektedir.

    Bir de böyle bir küstaha fanatiklerinden alim diyenlere ne demeli?!

    Daha da kötüsü, dolaylı olarak Peygambere a.s. “hatalı söylemiş” deyip Mustafa İslamoğlu asla hatalı bir söz etmez diyenler. Onların peygamberi tıpkı Müseyleme gibi bu menfur yazar olmuştur.

    Taassubun tarifi nedir? Taassup; körü körüne birisine kutsar derecede bağlanmaktır.

    Alimin tarifini yapamayanlar nasıl bu zındığı ve neye (hangi kritere) göre alim addediyorlar acaba?!

    Tabii hevalarına göre!

  9. Şu ana kadar 5 başlık altında iddialarımızı yazdık. Henüz bir tek yalanlama bile gelmedi. Çünkü yazdıklarım bizzat kitaplarında var olan ve her Mustafa İslamoğlu okuyanın bildiği şeyler. Ancak büyük bir ihtimalle gözlerinden kaçmış şeyler olmalı.

  10. 6. EBU HUREYRE R.A. ve İBNİ ŞİHAB DÜŞMANLIĞI

    Oryantalistler kesinlikle anladılar ki, Kur’an’ı tahrif ve yok etmenin imkanı yok. O yüzden iki yol izlediler:
    a) Kur’an’ın manalarını çarpıtmak
    b) Sünneti işlevsiz hale getirmek

    Ülkemizde ve dünyada uşaklarının yıllarca yaptığı da budur. Bu mürted Küfüroğlu da Kur’an manalarını tarihte görülmediği kadar çarpıtmıştır. Gerekçeli Meali’ne destek için gittiği alimler tarafından kovulmuştur. Bunlardan bir tanesi de Osman Zeki Soyyiğit hocamızdır. Evinden kendisini kovduğunu bizzat kendisinden dinledik. Göz yaşları ile bu zındığın mealinde Kur’an’a ne ihanetler ettiğini bir kaç örnekle bize anlattı. Bu ihanetlerden bazılarını zaman zaman burada işleyeceğiz.

    SÜNNET
    Sünnet konusunda oryantalistler uzun araştırmalar sonunda şu kararı aldılar:
    Sahabe içinde en çok hadis rivayet Ebu Hureyre r.a.’dir ve tabiin içinde de en çok hadis rivayet eden İbni Şihab ez-Zühri’dir. Bu ikisinin rivayet ettiği toplam hadis nereden baksak yaklaşık tüm hadislerin dörtte biridir. Hatta mana yönüyle yarısıdır.

    Bu yüzden, bu iki ravinin beli kırılırsa, ortada sünnet ve hadis diye bir şey kalmayacak, kalanlar da şaibeli olacaktır.

    Bu zındık Küfüroğlu’nun tüm eserlerine bakın; bu iki ravi lehinde bana tek bir cümlesini gösterin. Aleyhinde mi? Binlerce! Kader Risalesi ve Şerhi eserinden buna yeterince örnek vereceğiz.

    Bu sadece bu deccale mahsus değil! Bu iki raviye dil uzatanları oryantalistlerin uşağı olarak belleyebilirsiniz.

    Ya ithamları doğru ise?
    14 asırdır hiç bir alim onların aleyhine bir tek satır yazmadı.
    Öyleyse, bu ithamların aslı olabilir mi hiç?
    Özellikle dikkat ediyorum; bu iki raviyi zan altında bırakmaya çalışan alçaklar, kaynak gösteriyormuş gibi yapıyorlar ama gösteremiyorlar. Mesela bu zındık bir yerde “İbni Salah şöyle diyor” der. Nerede? Kaynağı olmayan bir istinsahtan(!).

    Sahabeye dilini uzatanın dili kesilir! Her ne kadar derisi yüzülmese de…

  11. Sünni ulemaya hakaret ettiği iftiradır! Kaderi inkar ettiği iftiradır, kader risalesi kadere iman ettiğinin açık örneğidir. Zındık ithamınız iftiradan da ötedir!

    • Sen kitaplarını okurken nerenle okuyorsun?!

      “Cibril hadisinde kadere iman ilave edilmiştir, imanın esası 6 değil, 5tir” diyor mu demiyor mu?

      “Buhari’de bu ilave yok” diyor mu demiyor mu?

      Belli sen benim yazıların da sadece başlıklarını okuyorsun!

      Ben sana zındıktan daha ötesini yazayım:
      Hayatımda kimseyi tekfir etmedim, cübbeli dahil.
      Ama bu Mİ denen zındık mürteddir, kafirdir.

      Sünni ulemaya hakaret etmiyor diyecek alçak olan sen de lütfen benimle bir daha irtibata geçme.

      Çünkü senin de her şeyinden iyice şüphelenmeye başladım.

      Zamanında senin hakkındaki ithamları ciddiye almamıştım ama şu an hepsinin doğru olduğunu görüyorum.

      Benden uzak dur, kime yakın durursan dur! İster Mİ denen zındığa, ister daha azgın birilerini bul!

  12. Sadece misakonline’da kendimi doğrudan ifade ettiğim yüzlerce yazı varken daha hangi şüpheden bahsediyorsunuz anlamış değilim! Hocam dediğim birinin bu kadar cinnet ehli olması şaşırtıcı, siz de ehl-i cinnet vel cehalet mezhebinden misiniz? Sen gerçekten müslümansan Mustafa İslamoğlu’nun yanına gider ve sorularını ona yöneltirsin, bu işler uzaktan atıp, tutmakla olmuyor! Bir diğer husus senin tekfirin avamın zırvalamasından öteye gitmez, sen de ammi bir mukallidsin! Sunni ulemaya hakaret ettiğine delil getirmek yerine, bana hakaret edecek kadar zavallılaşman nedendir acaba, bu mudur ehli hadisciliğiniz, bu mudur edebül müfred’iniz, bu mudur kızınıza Buhari okutmanız? Yazık ki halen size hocam diye hitap etmişim, görüyorum ki siz de tekfircilerden farklı değilsiniz!

    • cübbeliyi eleştirdiğim zamanlar sonuna kadar destekledin. O zamanlar bana sadece hocam demiyordun. Beni aynı zamanda alim görüyordun.

      Şimdi senin deccal liderine sıra gelince böyle oldu anlaşılan. Bir de ümmi bir mukallide çevirdin dün körü körüne sevdiğini.

      Cahiller hep böyledir. O yüzden Allah onlardan yüz çevirir buyurur.

      Hem cahiller yüzsüzdür. Kovarsın, utanıp gideceği yerde iyice arsızlaşır.

      Yazılarımı ve eleştirilerimi beğenmiyorsan, çeker gidersin. Sen ki kovulduğun yerden bile gitmeyecek kadar yüzsüzsün.

      Tekrar söylüyorum:
      Seni sayfalarımdan değil, hayatımdan kovuyorum!

      Defol git!

      Bir daha da görünme, alçak!

  13. TEKFİR, TEKFİRCİLİK ve MUSTAFA İSLAMOĞLU’NUN KÜFRÜ

    Daha önceden yazılarımızı takip edenler bilir; asla Müslümanım diyen birisini tekfir etmemişimdir. Buna en çok eleştirdiğim cübbeli de dahil, Adnan Oktar dahil, Kıbrısi dahil, Haydar Baş dahil…

    Neden uzun zamandır savunduğum bir adamı(!) tekfir ediyorum?
    Acaba tekfirciliğe kaymış olabilir miyim?

    İslam’ın temel esasları vardır; net, kesin ve tartışma kabul etmez (pazarlıksız).
    Bir de içtihadi konuları vardır. Bu konuları ehil olan herkes serdedip müzakere edebilir ve delillerini ortaya koyarak aksi görüş bildirebilir.

    İslam’ın en temel esası kelime-i tevhid, ardından amentü esaslarıdır. Amentü esasları tüm Sünni alimlerce 6 tanedir. Bunlar; Allah’a iman, meleklerine iman, kitaplara iman, peygamberlere iman, kadere iman ve ahirete iman. İmanın bu 6 esası Cibril hadisinde bildirildiği gibi Kur’an’da da dolaylı olarak bildirilmiştir. Bu konuda gelen hadislerin mütevatir olmasında şüphe yoktur! Buhari’de kader geçmiyor diyen sefih, Sahih-i Buhari’nin 84. kitabının “Kitâb-ul Kader” olduğundan bile bihaber olmalı ya da ihanetinden onu örtüyor olmalı.

    Tüm İslam tarihi boyunca hiç bir İslam alimi u 6 esastan birisini inkarı, -her ne sebeple olursa olsun- mürted yani kafir sayar. Peki, öyleyse Kaderiyye ve Mutezileyi neden kafir saymamışlar?

    Elcevap: Aslında bir kısım alimimiz onları küfürle itham etmiştir.

    Diğer kısım ulema ise tekfir etmemeyi ama sapıklıklarının da tescilli olduğunu belirtmişlerdir.

    Neden Mustafa İslamoğlu için ikinci görüşü almadık? Halbuki yaygın olan görüş odur!

    Çünkü bu bahsedilen fırkalar münafıklık yapıp Sünni görünerek Sünnilerle savaşmamışlardır. Bilakis mert ve dik duruş sergilemişlerdir. Yani mezheplerine samimiyetle sarılmışlardır.

    Bu zındık ise, nifak maskesi ile Sünni kılığında aramıza karışığ tebasını Mutezili bir çizgiye çekmiştir.

    Bundan daha da kötüsü ve tekfiri gerektiren ikinci sebep ise, sadece Mütezile görüşlerini savunmaz, Şia ve oryantalizmi de Sünnilerin üstüne çıkarır. Şia ve oryantalistlere de saygı gösterilmesini ister. Ama Sünnilere en küçük bir saygıyı ve hoşgörüyü kabullenemez. Eserlerinde bunun binlerce örneği mevcut. Son eserinden zaman zaman örnekler aktaracağız. Ki aslında bir kısmını aktardık bile… Helmut Ritter’i hatırlayın!

    Özetle: Mustafa İslamoğlu kafirdir. Çünkü imanın bir rüknü olan kadere imanı inkar ederken nifak ve iftira maskesi kullanır.
    Ve İslam düşmanı tüm fırkalara ve oluşumlara tam destek verirken Sünnilere savaş açmıştır!

    Ben onu tekfir ile safını netleştirdim!

    Kimse alınmasın!

  14. 8. BU MİLLETE ZEHİRİ ALTIN KASEDE SUNAN HAİN

    Tarih boyunca hainler hep zehirlerini altın kasede sunmuşlardır. Yani iyi niyet göstergesi yapıp dürüstlük ve samimiyet maskesi takarak en yakın olmaya gayret etmişlerdir.

    Aslında iyi bir gözlemcinin bu tür hainlerin bazı açıklarını yakalayarak tedbir aldığı veya imkanı varsa bu haini ve ihanetini bertaraf ettiği malumdur.

    Küfüroğlu da bu millete zehirini altun kasede sunar. Şöyle ki;
    a) Küfür düşüncelerini yayabilmek için ayetleri basamak olarak kullanır. O kadar ki, belli bir güven sağladıktan sonra ayetlere yeni yorumlar katar ve küfri düşüncesini destekleyecek hale getirir.
    Gerekçeli Meali’nin içinde bunlara yüzlerce örnek vardır.
    b) Hadis ve Sünneti inkar eder ama bazı işine gelen veya yontarak işine gelir hale getirdiği kuşa dönmüş hadisleri yer yer kullanmaktan çekinmez. Hadis ve Sünneti zaman zaman “rivayet kültürü” diye tanımlar ve ona yapılabilecek en aşağılık hakaretleri yapmaktan çekinmez. Sadece son kitabında bile bunun onlarca örneğini çok rahat görebilirsiniz.
    c) Alimlerden, özellikle Sünni alimlerden ve eserlerinden çok rahatsız olan bu yaratık, bunu örtebilmek için bazı alimleri kendisine basamak olarak kullanır. Mesela İmam Ebu Hanife, İmam Maturudi gibi daha çok akli yorumları öne çıkan alimleri sürekli kullanmaya çalışır. Bu sebepten diğer üç imama karşı İmam-ı Azam’ı, İmam Eş’ari’ye karşı İmam Maturudi’yi elinde koz olarak tutar.

    Ancak Küfüroğlu’nun unuttuğu veya gözden kaçırdığı noktalar da vardır:
    a) Allah ona rağmen nurunu tamamlayacaktır.
    b) Bu tür zındıklara karşı ümmet içinde anti-virüs (anti-küfür) görevi üstlenen nice alimler vardır.
    c) Sahtekarlık ve hile her zaman fire verir ve sahibi eninde sonunda yakalanır.
    d) Ve Allah bu zındıkları ahir ömründe yakalaması çok çetin ve inretlik, genelde de riddetlik olur.

  15. 9. İHANETİN EN GİZLİ SIRRI

    Açlıktan ve susuzluktan ölmek üzere olan birisi ile bir çölde karşılaşsanız ve yanınızda da her türlü imkan, erzak (yiyecek) ve içecek (elbette su da) olan birisi olsa, ama sizin hiç bir imkanınız yok.

    Şimdi yanınızdaki bu kişi, o zavallıya yardım etmek yerine kalkıp ona nasihatte bulunmaya başlasa ve şöyle dese;

    – Arakadaş, en iyisi senin durumun! Biliyor musun, biz şehirlerde nice sağlıksız katkılar içeren pastalar, börekler, çörekler ve tatlılar yiyoruz. Sen haline şükret ki, bunlardan arınmışsın.

    Sonra da ona bir yudum su ve bir dilim ekmek vermeden çekip gidiyor.

    Şimdi bu acımasız, aynı zamanda pişkin suratlı adam için ne düşünürsünüz?

    Şimdi gelelim sadede:

    Bugün ümmet dine aç!
    Hilafete, imamete susuz!
    İlme, imana, ahlaka, takvaya ve ihlasa muhtaç!
    Şu direniş günlerinde dua silahına ihtiyacı var!
    Motivasyona, morale, güzel sözlere, ittifak edilmiş meselelere muztar (aşırı muhtaç)!

    Şimdi bu ümmetin tarihi nice altın sayfalar, övünç duyulacak sahneler ve dünyaya mal olmuş zafer ve kahramanlarla dolu iken, araya sıkışmış üç-beş kara sayfayı gündeminden düşürmeyen hainlere hain diyemiyorsanız, kendinizi bir kontrol edin, derim.

    Bu ümmetin tüm kitapları ittifak edilmiş milyonlarca sayfa ile donatılmış ve süslenmiş iken, içinden 3-5 benekli ve alacalı sayfanın üzerine biraz daha mürekkep döküp (yani iftira edip) tamamen ihtilaflı, sorunlu, pürüzlü ve işe yaramaz gösteren hainleri parmağınızla göstermeye cesaret edemiyorsanız, erkekliğinizi bir gözden geçirin, derim.

    Bu ümmetin en ittifak ettiği iman esaslarında bile ihtilaf çıkarmak için yırtınan hainleri parmağı ile gösterenleri hain ve müfteri ilan ediyorsanız, kalbinizde hâlâ iman kırıntısı olup olmadığını kontrol edin, derim!

    Çünkü ümmete ihanetin en derini budur!

    Çünkü ümmet Suriye’de, Arakan’da, Moro’da, Keşmir’de, Angola’da ve Burma’da kan ağlarken, imanın şartı beşe düşmüştür diye dellallık yapanlar ümmete en derinden ihanet edenlerdir.

    Suriye’nin başındaki Yezid’i (Esed kasabını) örtmek için tarihteki Yezid ile sizi yüzleştiren en adi haindir. Çünkü Sünni düşmanı Şii İran’ı memnun edebilmek için Esed’i korumak zorunda bu hainler!

    Ve ümmete en derin ihanetle ihanet edenler, nasıl bir riddetlik inkılâb devrileceklerini görecekler!

  16. 10. CEHALETİN SONU HEP AYNI

    إن الله لا يقبض العلم انتزاعاً ينتزعه من الناس، ولكن يُقبض العلم بقبض العلماء، حتى إذا لم يَترُك عالماً اتخذ الناس رؤوساً جهالاً، فسُئلوا، فأفتوا بغير علم، فضلوا وأضلوا

    “Allah ilmi insanlardan çekip alır gibi kaldırmaz. Fakat ilmin kaldırılması alimlerin kaldırılması yoluyla olur. Ta ki bir tek alim kalmayınca, insanlar cahilleri baş (lider) edinirler ki; kendilerine bir mesele sorulsa, ilimleri olmadan fetva verirler, hem kendileri sapar hem de izleyenlerini sapıtırlar.” Buhari 100 ve Müslim 2673

    Bu zaman henüz gelmedi ama gittikçe yaklaşıyor. Emareleri birer birer zuhur ediyor. Gerçek alimlerimiz gerçekten de yok denecek kadar azaldı. Sahteleri, yan sanayileri, Çin üretimi alimler ortalıkta cirit atıyor.

    Biz ise bunların en azılılarını seçip onların şerrine karşı uyarıyoruz. Yoksa hepsini deşifre etmeye ömür yetmez ve faidesi de istenen seviyede olmaz.

    Tüm bu sapmaların asıl nedeni cehaletin yayılmış olmasıdır. 80-100 senedir bu milletin / ümmetin alimleri asılmakta, vurulmakta, sindirilmekte, suikasta kurban gitmekte, itibarsızlaştırılmakta vs vs. Milletin de din konusunda bu kadar cahil kalmasının asıl etkisi bu ise de, daha da önemlisi kendi imanlarının zaafıdır. Çünkü sebepler mesuliyetten kurtarmaz.

    Akabe camiası da bu yaygın cehaletten nasibini fazlasıyla aldığından, kısmen diğer gruplara nazaran birazcık daha entellektüel görünseler de, görüntü sizi aldatmasın! Manzara aynı manzara!

    Onlar da liderlerinin diğer grupları eleştirileri karşısında karşı tarafın ne kadar tahammülsüz olduğunu ve Hak karşısında nasıl da ayak dirediklerini sürekli dile getiriyorlardı. Şimdi sıra kendilerine gelince, kendilerinin daha zayıf oldukları görüldü. Daha da kötüsü sufileri gassal elinde meyyit olmakla itham edenlerin şimdi aynı durumu yaşamaları ve liderlerinde elinde meyyit olmayı tercih etmeleri ne zavallıca!

    Bunların içinde liderini Peygambere a.s. tercih edenleri bile gördük.

    Bizim bu eleştirilerimizin ardından gelen tepkiler şöyleydi:
    a) İftira atıyorsun: Yazılarımın neresinde iftira olduğunu sorduğumda, sadece galiz küfürler yazıldı.
    b) Anlamıyorsun: İlginçtir ki, 30 yıldır ilim tahsil eden biz bu adamcağızı anlayamıyoruz ama Arapça bir tarafa Türkçesi bile berbat, Kur’an okumasını bile bilmeyen bu sefihleri doğru anlıyorlarmış(!)
    c) Büyük alim: Bu zındık büyük bir alimmiş. İyi de neden bunun tutarlı bir delili yok! Her grup zaten liderini en büyük alim görmüyor mu?
    d) Tüm kitaplarını okumalı: İyi de neden siz karşı görüşün kitaplarını okumuyorsunuz? Mesela kader üzerine liderinizin kitabı dışında kaç kitap okudunuz? Sıfır değil mi? Tahmin etmiştim.

    Taassup her zaman daha da sapıtır!

  17. FENOMEN Mİ FENOMAN MI?

    Hızını alamayan ve tüm hesaplarımızdan kovduğumuz kindar bir holigan ve Mİ fanatiği, bir İslami foruma bizim başlığı taşıyıp belden alta vurmaya çalışmış. Güya biz Arapça, İngilizce ve Fransızca bildiğimiz halde, hâlâ bu kelimenin doğru yazılışını bilmiyormuşuz.

    İşin aslını Erdoğan kardeşimiz kapmış ve ironimizi daha net bir biçimde ifade etmiş. Yani şifreyi çözdüğünü göstermiş.

    İngilizcede “e” harfi genelde “i” diye okunur. “Man” ise adam demek. Fenoman = finoman yani fino köpeği! Kimin? Başta oryantalistlerin ve sonra tüm İslam düşmanlarının! Bu zındık mürtedin yaptığı tam olarak budur! Bunu telmih ile ima ettik ama embesiller bunu nasıl çözsün ki?! Bunu çözmekten aciz oldukları bir tarafa, bir de ukâlâlık yapmalarına ne demeli?

    Bize ‘yalancı peygamberime(!) dokundun’ deyip hırlayacağına, hakaretler ve iftiralar saydıracağına, keşke yazdığım ithamları ve iddiaları çürütmeyi deneseydi… Zaten bunu kim yapabiliyor ki?! Halbuki bizi uzun zamandır takip edenler çok iyi bilir: sarahaten hatamız gösterildiği zaman asla inat etmedik ve hakka döndük. Sarih bir örnek olması açısından söyleyeyim: görüşlerini asla tasvip etmediğim sünnet inkarcısı ve haniflik taslayan birisi yazdığım bir ayetin yanlış olduğunu söyledi. Tekrar baktığımda o haklı idi. Benim yazdığım şekliyle ayet bile yoktu. Pekala kendisine teşekkür ettim ve haklı olduğunu itiraf ettim. Mesele zühd ayeti meselesiydi…

    Bu tür bağnazlara her zaman soruyorum: sizin nasıl bir dininiz var ki, hiç bir kırmızı çizgisi yok! Bizden olan istediğini inkar etsin, yine de Müslümandır ve cennetliktir!

    Meraktan soruyorum: yarın bu zındık “meleklere iman da yoktur” dese, yine de onu savunmaya devam edecek misiniz?

    Ramazan ayından sonra bu mürtedin yeni rezaletlerini sergilemeye devam edeceğiz!

  18. KENDİ DİLİNDEN KÜFRÜ

    Israrla Mİ denen mürtedi anlamadığımızı papağan gibi tekrarlayan kişilere aynı linkten cevap verelim:

    1. “Ebul Alâ el-Mevdûdi’nin İslam’a giriş kitabı olduğunu ben duymadım. Acaba bir yanlışlık var mı?” 0.15
    Bu kadar meşhur kitabı bilmeyen birisi için:
    İslam'a Giriş - Mevdudi

    2. “Bana sorarsanız, Allah Rasülünden böyle geldiği kanaatinde asla değilim!” 1.06
    Sana neden soralım?
    Din senin kanaatin midir?
    Senin hadis ilmin gereği bu mu? Yani bir hadisin sahih veya zayıf olduğunu senin nefsi kanaatin mi belirliyor?

    3. “Orada kadere iman maddesi var mı?” 1.40
    Kur’andaki o ayetlerin amentü olduğuna kim karar veriyor? Mustafa İslamoğlu. :) Peki, Mustafa İslamoğlu kim? Bir oryantalist uşağı! Öyleyse sözü merduddur!

    4. “Amentü Kur’andır” 3.58
    Böyle bir iddiayı tarih boyunca hiç bir alim, hatta basit bir Müslüman bile söylememiştir. Bu müsteşrikler geçen asırda bu uşak tilmizlerine öğrettiği bir küfür sözüdür.

    5. “Biliyor musunuz; müşrikler kadere iman ediyordu. Bunu bize Kur’an naklediyor!” 4.40
    Demek ki kadere kim iman ediyormuş? Müşrikler!

    • saniye saniye mustafa islamoğlunun videosunu izlemişiniz, o zaman 4.40 snden sonrasını da dinlemişinizdir ” Kaderden ne anlıyoruz ve biliyor musunuz müşriklerde kadere iman ediyordu Kur’an naklediyor bunu ne diyorlardı ‘eğer Allah dileseydi biz şirk koşmazdık’ kuran bize bunu aynen 2 yerde naklediyor ( bahsedilen ayetlerden biri en’am suresi 148.ayet) Allah’a bundan büyük iftira olur mu. Aslında Ku’an bu inanışın temeline yönelik kibrit suyu döküyor. Çünkü bu sakat inanç Allah’ iftiradır. İradeyi yok saymaktır” YANİ VİDEODA İRADEYİ YOK SAYAN İŞLENEN GÜNAHLARI ZULÜMLERİ ALLAH’A ATFEDEREK KADERE İMAN ETTİKLERİNİ SANAN MÜŞRİKLER ELEŞTİRİLİYOR..

  19. Âmentü

    ÂMENTÜ’NÜN YARISI ve KADERİ İNKAR

    Israrla Mİ fanatikleri savunmalarında şunu belirtiyor:
    Mİ hocamız aslında kaderi inkar etmiyor, bilakis yanlış kader inancını tashih ediyor (düzeltiyor). Siz onu yanlış anlıyorsunuz!

    Biz de ısrarla şunu vurguluyoruz:
    Körlük ile taassup aynı şeydir. Bu yüzden Rabbimiz şöyle buyurur:
    Kim bu dünyada gerçeğe kör ise, o ahirette de kör olacaktır!

    O Peygamberden daha hızlı savunduğunuz mürted bakın ne diyor? Üstelik bize gönderdiğiniz linkte:
    Kur’an’da Âmentüyü anlatan iki ayet vardır. İkisinde de “kadere iman” yoktur. Âmentüyü sadece Kur’an belirler.
    Yani hadisler iman esaslarını belirlemede delil olamazlar.
    Hem kadere iman müşriklerin işidir diyor açıkça.

    Şimdi tüm bunları duyup okuyup da hâlâ Mİ kadere imanı inkar etmiyor diyecek kadar fanatik, cahil, sapık ve embesil insanlara biz ne diyebiliriz ki?!

  20. Takva

    مَا أَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي أَنْفُسِكُمْ إِلَّا فِي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَبْرَأَهَا إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ

    Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır. Hadid 22

    Kaderi inkar eden Mİ mürtedi, aslında kader kelimesini tariften acizdir. Koca Kader Risalesi Şerhi kitabında kaderi tarif bile edemez veya kasten etmez.

    Kader; Allah’ın ezelde levh-i mahfuzda gelecekte olacak her şeyi yazıp kayıt altına almasıdır.

    Mİ mürtedi işte tam da aslında bunu inkar ediyor!

    Ona göre doğru olan kader, insanın kendi yaptıklarıdır. Aslında ağzındaki bakla şu:
    “İnsan tam olarak hürdür ve kendi eylemlerini kendisi yaratır.”
    Bunu tam olarak böyle ifade edememesinin sebebi, bu görüşün Mutezile görüşü olduğunu herkesin bilmesidir. Bu yüzden lafı dolaştırarak aynı manayı veriyor.
    Yani işin aslı; o, Allah’ın el-Alim (her şeyi bilen) ve el-Kadir (her şeye güç yetiren) sıfatlarını inkar ediyor. Çünkü ona göre, Allah her şeyi olmadan önce biliyorsa, o zaman insana hürriyet kalmıyor.

    Bu yüzden ısrarla Kur’an’da kadere iman yoktur diyor.

    Israrla Kur’an’da kader yok diyen inkarcılara biz Kur’anda kaderle ilgili onlarca ayet olduğunu iddia ediyoruz. Ve bir tanesini onların gözünün içine sokuyoruz. Keşke imkanımız olsa da gönüllerine de sokabilseydik! Ayet yukarıda yazılı…

    Tüm İslam tarihi boyunca alimlerimiz yukarıdaki ayeti acaba nasıl anlamışlardır? Müfessirlerin üstadı İbni Kesir‘e kulak verelim:

    يُخْبِرُ تَعَالَى عَنْ قَدَرِهِ السَّابِقِ فِي خَلْقِهِ قَبْلَ أَنْ يَبْرَأَ الْبَرِيَّةَ

    Allahu Teâlâ henüz mahlukatı yaratmadan önceki ezeli kaderinden haber veriyor.

    Tam 1400 küsur yıldır tüm alimlerimiz ittifakla kadere imanı savunurken, 14 asır sonra ortaya çıkan bir oryantalist uşağının “hayır, kader yoktur” küfür sözüne mi itibar edeceğiz?

  21. الحسن البصري

    HASAN BASRİ Mİ’NU TEKFİR EDİYOR

    عَنِ الحَسَنِ قَالَ: مَنْ كَذَّبَ بِالقَدَرِ فَقَدْ كَفَرَ.

    Hasan Basri der ki: “Kaderi yalanlayan kesinlikle kafir olur.” Siyeru A’lâm-in Nibelâ cilt 1, sayfa 1371

    Bu söz Hasan Basri’den farklı rivayetlerle gelmiştir. İnkarı söz konusu değildir. Üstelik kaynağı bilinmeyen bir yerden istinsah falan da edilmemiştir.

    Şimdi, kader konusundaki görüşü bu kadar kesin ve net olan büyük tâbii, alim, mücahid ve velinin üzerinden iftira ile rant sağlamaya çalışan oryantalist tilmizi-işbirlikçisi, bazen mutezili, bazen şii zındıklara en güzel cevabı da üstad kendisi vermiş oluyor.

    Üstadın konuştuğu yerde, bize susmak düşer!
    Bu alıntıyı, ikide bir bana bu mürtedi neden tekfir ediyorsun diyenlere nazire olsun diye yaptım.

    Umarım artık bu tür sorularla muhatap olmayız!

  22. taassup

    TAASSUP ve CEHALET

    Sabah namazından sonra kontrol etmek için girdiğim FaceBook hesabımda, Talat UYSAL nam zavallının yeni hezeyanlarını okuyunca tekrar uyardım. Bendeniz uyarımı yazarken, bu edepsiz hezeyanlarına devam ediyordu. Chat kutucuğunu kullanıp derdini sordum.
    – Mustafa İslamoğlu’na iftira atıyorsun? dedi.
    – Peki, o zaman neden sen de iftiralarımı gösterip ispatlamıyorsun? böylece ben onlardan tevbe edip kendimi düzeltirim, bir çok insan da benim şerrimden uzak durur.
    – İftira atıyorsun işte!
    – Bir tane örnek lütfen!
    – Siz tasavvufçular zaten hep sapıksınız, müşriksiniz. Bu yüzden sürekli iftira atıyorsunuz.
    – Bak arkadaş, konu değiştirip kendini kurtaramazsın, bir tane örnek sunamadın. Peki, senin suyuna bir defalık akalım… Tasavvufun sapıklık ve şirk olduğunu -senin gibi- iddia eden bir tane alim gösterebilir misin? Binlerce alim içinde bir tane alim ismi istiyorum.
    – Tasavvuf şirktir, sapıklıktır! vs vs.
    – Yahu, sende embesillik var mı? Ben bir tane alim ismi istiyorum, sen laga-luga diyorsun.
    – Tasavvuf şudur, budur, kem-küm, laga-luga!

    ***********************

    Cehalet ve taassup bir kişide toplanınca sonuç hep böyle oluyor. O kendisi tüm 15 asırlık İslam dünyasını ve ümmeti din adına zan altını alırken muvahhid oluyor, kendi cehaletini gösteren ise müşrik. Kur’anı okumaktan ve anlamaktan aciz zavallı, tüm müfessirleri itham ediyor.

    Böyle edepsiz birisinin babam yaşında (60 yaşına yakın) emekli bir imam olduğunu düşünün. Bir de benim hemşehrim olduğunu da hesaba katın.

    Ben yıllar sonraki tecrübemden şunu anladım:
    a) Embesiller her yerde aynı!
    b) Cehl-i mürekkeb ile müptela olandan uzak duracaksın. Cehl-i mürekkeb, cahil olup cahil olduğunun da farkında olmayı kendini allame sanmandır.
    c) Ümmete ve Müslüman kardeşine saygısı olmayanın, Allah ve Rasülüne de saygısı yoktur. Zaten yok da…
    d) Cehalet ve taassup kendi başlarına bile en büyük musibettir. Bu ikisi bir kişide toplanmışsa, Allah ona da çevresine de merhamet ve rahmet etsin!
    e) Bu tiplerin tek anladığı cümle, kendilerine küfür edilmesidir. Bunlara küfür ettiğiniz zaman acaip rahatlıyorlar. O da bize yakışmıyor. O yüzden,en iyisi bu mikroplardan uzak durmak!
    f) Bunlar Mİ müritleri olunca durum değişmiyor!

  23. Mustafa İslamoğlu Hasan El Basri Kader Risalesi Şerhini okumadan iftiralar atmayınız. Bizzat eseri elinize alıp bir okumayı deneyin de, sonra konuşun.

    • Önce siz bizim yazımızı okuyun.
      Yazımızda açıkça hem mezkur şahsı tanıdığımızı hem de eserlerini ve özellikle ilgili eserini okuduğumuzu yazdık.

      Ama maşallah siz daha yazımızı okumadan şeytanın avukatlığına soyunmuşsunuz.

  24. Dan malmısın Malatyalımısın gardaş sen ? Bu yazı zaten onun ” kader risalesi şerhi” namındaki paçavrasına reddiye niteliğindedir. Bir eser okunmadan ona reddiye yapılr mı? Ne kadar cahil insanlar var arkadaş!!!!!

  25. ZINDIK BÖYLE SAPITIYOR KARDEŞLERİMİZİ

    Güya Âdem a.s. cennetten değil, dünyadaki bir bahçeden çıkarılmış(!).
    Hele şu zındığa bakın!
    Eskiden oryantalist efendilerinden aldığı malzeme ile fıkıh, ahlak ve tarihimize saldırıyordu. Biz de hüsn-ü teville idare etmeye çalışıyorduk.
    Sonra yavaş yavaş imanımıza saldırmaya başladı. Bir zaman geldi ki, âmentümüze saldırdı. Şimdi hızını alamayan bu müsteşrik tilmizi ve uşağı, Kur’an’a ve Allah’a saldırıyor!

    Yukarıdaki konuşmasındaki zındıklıklarına bir göz atalım:
    1. “Artık söyleyeceğim, dilim şişiyor. Şimdiye kadar hep hık mık ediyordum. Efendim. Ediyordum, etmeye mecburdum.

    Madem söylediğin hak, neden daha önce gizledin?
    Daha önce yalan söylemeye mecburmuş. Pardon, sizi mecbur kılan neydi? Madem arkanızdan giden gafiller var, onlara da mı acımadınız?

    2. “Adem’in kovulduğu cennet, ahiret cenneti değil, olamaz.

    Şu edepsize bir kulak verelim;
    Adem…
    Adem kim?
    Bir Peygambere kullandığı ifade bu.
    İçinde saygı yok, sevgi yok.
    Tarihi sıradan bi şahsiyetten bahseder gibi…
    Ayrıca Adem a.s. cennetten kovuldu mu çıkarıldı mı?
    Kur’an bize bu kıssayı defalarca anlatır ama asla “kovulma” kelimesini kullanmaz.
    Çünkü o bir peygamberdir.
    Bir saygınlığı vardır.
    Allah’ın Adem’e a.s. gösterdiği saygıyı bu edepsiz göstermiyor.
    Allah’ın kullanmadığı bir aşağılama ifadesini kullanıyor.

    3. “Olamaz, çünkü bir, ahiret cennetine giren çıkmaz.

    Bre zavallı zındık, Adem’in a.s. cennete girdiğini hangi kitapta okudun?
    Hani sen Kur’an dışında bir kitap kabul etmiyorsun, Kur’an’ı da Yahudiler gibi yamultmaya ve tahrif etmeye çalışıyorsun ya, şimdi bize söyle bakalım:
    Hz. Adem’in cennete girdiğini hangi ayet, hangi hadis veya hangi alim söylüyor?!
    Adem a.s. cennette yaratılmış olduğu için, oraya girmeye ihtiyacı yok!

    Ayrıca ahiret cennetine girilince çıkılamayacağını kim söylüyor?
    Kur’an’da böyle bir ayet var mı?
    Kur’an, oraya girenlerin ebedi yani ölümsüz ve sürekli kalacağını söyler.

    4. “Ahiret cennetine şeytan girmez.

    Bu da zındıklıklarından birisidir. Kur’an’ın hiç bir yerinde veya hiç bir sahih hadiste şeytanın cennete girdiği söylenmez. Kur’an, şeytanın Hz. Adem’e vesvese verdiğini söyler, cennete girdiğini değil.

    Ayrıca tüm bu kuralları kim koyuyor?
    Yani, diyelim şeytan cennete girdi, Allah girmesine izin verdiği halde giremeyeceğini iddia etmek kadar büyük bir küfür olabilir mi?

    5. “Ahiret cennetinde imtihan olmaz.

    Yine merak ediyoruz; bu kuralları kim koyuyor?!
    Çünkü Kur’an’da da sahih hadislerde de böyle bir kural yok!
    İmani her meseleyi aklımızla tartıp aklımızın uydurduğu sapıkça kurallara uyup uymadığını gördükten sonra inanmaya kalkarsak, bunun asla iman olmaz!

    6. Ahiret cennetinde yasak olmaz.

    Peki, bu kuralı kim koymuş?
    Elcevap: Mustafa İslamoğlu denen zındık!

    Her konuda kendimiz kural koyarak bunu Kur’an ve hadislere uydularsak, ne Kur’an’ın ne de hadislerin inanılacak bir tarafı kalmaz. Zaten buna iman da denilmiyor, sapıklık (dalalet) deniyor.

    Ayrıca bu zındığın bu bir buçuk dakikalık sapıkça konuşmasında bile o kadar tutarsızlık var ki, paçasından rezalet damlıyor. İzah edelim:
    a) Ahiret hayatı kıyametten sonra başlayan hayata denir. Kıyametten önceki hiç bir şey ahiret hayatına girmez. Adem’in a.s. tüm hadiseleri kıyamet öncesi vukû bulmuştur. Bu farkı bile farkedemeyen zavallıya alim diyen holiganlara ve zavallılara acımamak mümkün değil!

    b) Kıyametten sonra hesabın ardından cennete girildiği zaman imtihan ve yasak olmayacak. Şeytan da oraya asla giremeyecek. Bu ayetlerden açıkça anlaşılıyor. Kıyametten önce orada yasak ve imtihan olması gayet normal!

    c) Peygamberimiz a.s. de cenneti bizatihi müşahede etmiştir.

    d) Eğer kendi aklımızın uydurduğu kurallara Kur’an’ı uydurmaya kalkarsak, bu sapıklığı daha da artırabiliriz.
    Mesela Allah, insanları bir erkek ve dişiden yaratmıştır. Bundan Hz. Adem, Hz. Havva ve Hz. İsa neden istisna olsun? deriz. Bu da Kur’an’a aykırı deriz. Çünkü Kur’an “her canlıyı sudan yarattık” diyor. Ayrıca “insan cinsini düşük bir sudan (meniden) yarattık” diyor.
    Biz de bu üç kişinin istisna olduğunu biliyoruz ve meseleyi zorlamıyoruz. Çünkü imanımız bunu gerektiriyor.

    Hz. Adem’in a.s. yaratılışı, imtihanı ve tüm olayları istisnadır!
    Bu istisnaları genele uymuyor diye inkar eden ve inkarına teşvik eden sadece sapık kimsedir!

    Allah şerrinden ümmeti korusun!

  26. Huzeyfe Hocam bu konuya eğilip izahlar getirdiğiniz için teşekkür ederiz. Benim yazım ilmi olmayacak ama inşallah samimi olacak.
    Mustafa Hocayı gönlüme sinmeyen bazı söylemlerine rağmen son 2-3 aya kadar hayranlıkla seyrediyor ve eleştirilerin onu anlamamaktan kaynaklandığını düşünüyordum. Bu kanaatim çoğu mevzuda halen mevcut. Evet bazı noktalar bana gri geliyordu fakat iyi niyetli olduğundan şüphem yoktu.
    Hatta Cübbeli hoca olan ihtilafında grubun dergilerine hata ediyorsunuz diye emailler atıyor, elimden geldiğince mazlum tarafa destek çıkmaya çalışıyordum. Bundan pişman değilim zira Mustafa hoca kanımca haksızlığa uğramıştı o dönem.
    Beni Mustafa hocaya karşı soğutan şeylerden biri 600 sene 3 kıtaya dünya tarihinde görülmemiş bir şekilde adaletle ve yetkinlikle hükmetmiş bir medeniyete yakışık almayacak ve kendi akıl ve ilmine yakıştıramayacağım iddialarıydı. Bu seviyede bir insan ancak iyi niyet problemi yaşıyor olmalı ki bu görüşleri ortaya dökebiliyor diye düşündüm.
    Usta bir tarihçinin dediği gibi geçmiş olayları bugünden bakarak değerlendirmek, Yavuz Sultan Selim’i uçak varken niye Mısır’ı fethetmeye at sırtında gitti diye kınamak kadar saçma bir şeydir. Bunu not ettikten sonra Mustafa Hoca’nın ne dediğini mealen aktarıyorum. Osmanlı yüzyıllarca hükmettiği topraklarda Kuran’ı oraların halklarının diline çevirmedi. Onları necis gördü ve Kuran ışığından onları mahrum etti ve o halkların eliyle de gün geldi yıkıma mahkum oldu. (Yanlış bir anlatımım olduysa lütfen Mustafa Hocamız’ın müridleri beni tashih etsin.)
    Huzeyfe Hocam aşağıda ki anlatımımda yanlışsam lütfen sizde Mustafa Hoca’nın tabsi kardeşlerimi de beni düzeltin. Bir, Efendimiz s.a.v. yada sahabi efendilerimizden , tabiinden kim hangi milletten kime hangi ayet tercümesini hediye etti. Bizim bildiğimiz Filipinler Arap tüccarların güzel ahlakıyla Müslüman oldu. Yine alperenlerin gönülleri fethetmesiyle Arnavut ve Boşnaklar İslam’ı seçerken diğer milletler dinlerinde kalmayı tercih etti. Ki Efendimize de kendi dillerinden konuşmasına rağmen Arapların bir çoğu tabi olmamıştı. Biz hakikate erişim önünde ki engellerin kaldırılıp isteyenin istediğini seçmede özgür olmasını ve onca milletin yüzlerce yıl Osmanlı hakimiyetinde kalmasına rağmen din ve dillerini muhafaza etmesini büyük bir meziyet, demokrasi ve insan hakları numunesi olarak görürken Mustafa Hoca’nın itirazı vicdanıma çok tuhaf geldi. İki, o zamanın şartlarında misyonerlerin İncil dağıtması gibi kutsal kitap çevirileri dağıtma geleneği var mıydı yada matbaa yada muhatapların okuma yazmayı bilmesi gibi fiziksel şartlar böyle adetli icraatlara girişmeye müsait miydi. Üç, çeviri hediye etmekle bu iş oluyorsa günümüzde her yaştan ve idrak seviyesinden insan internette bir tıkla kendi dilinde ki Kuran mealine ulaşabiliyor. O vakit niye dünyanın ekserisi İslam’ı seçmiyor.
    Sanırım ince nokta Mustafa Hoca’nın bizden medeniyetimizle bağımızı koparmamızı istemesi. Zira özelde Selçuklu-Osmanlı genelde Türk-İslam medeniyeti Kuran ve sünnetle yoğrulmuş alperenlerin eliyle, yani hayatını imanına şahit kılan güzel ahlak abidelerinin takva ,hicret ve fetihleriyle olmuştu.
    Yine Mustafa Hoca beni ziyadesiyle kendisinden soğutan bir benzetmeyle farz namazlardan sonra yapılan tesbih ve zikirlere yapılan itirazların eleştirilmesini Osmanlı mutfağında ki aşçının yemek kazanlarını yıkamadan hoşafı da aynı kazanda yapması ve netice de yeni gelen aşçının temiz kazan da hoşaf yapınca nerde bu hoşafın yağı diye yeniçerinin isyan etmesine benzetmesi çok çirkindi. Neymiş Osmanlı da cahil yeniçeri bu tesbih ve zikirleri öğrensin diye orduda yapılan bir gelenekmiş bu. Soruyorum şu an ki Müslümanlar o aşağılar bir yüz ifadesiyle anılan o ‘cahil ’ yeniçeriden daha mı bilgili. Ayrıca namazı topluca kılmanın fazilet ve sevabına eren Müslümanlardan dileyenler yine beraber tesbih ve dua etse bu nasıl Kuran ve sünnete aykırı olur. Bu uygulama bu topraklarda olmasa kaç kişi araştırıp namazdan sonra ayetel kürsi okumanın sevabını ve sünnetliğini öğrenebilecekti. Dahası ayetel kürsiyi ezberlemeye ihtiyaç duyacaktı. İslamoğlu’na tabi kardeşlerimin kendilerinin ayetel kürsiyi ezberlemelerinin hikayesini düşünmesini istiyorum. Belki o zaman hangi medeniyetin daha vakarlı ve ayaklarının yere bastığını, ileri görüşlü olduğunu kalplerinde hissedebilirler. Aslında ehli sünnet elbisesini çıkarınca çıplak kaldıklarını anlamayı kral çıplak diyecek bir çocuğun çıkmasına kadar mı bekleyecekler. Yada toplu duada bir günahsız çocuk yada ihtiyarın duasıyla bizimkininde kabulunu ummanın nasıl bir İslami incelik olduğunu düşünmek bize iyi gelebilir. Bu gelenek namazlardan sonra 33 sübhanallah, elhamdülillah ve Allahu ekber’i bize namaz müfredatıyla güzelce sunmasa kim hergün bu çok sevaplı zikri kendine ders edinebilirdi. Sizce bu rakamlar zikirler gereksiz mi? O zaman niye fatihayı her rekatta okuyorsunuz? Sadece ilk rekatta okumak yeterli değil mi mantiken? Lütfen bunları da düşünelim. Bizden öncekiler ne başardı biz napıyoruz bir irdeleyelim.
    Peki ilmi halin Kuran ‘ın yerine konduğunu Mustafa Hoca’dan beni şok eden bir şeydi. Ekstra bir zeka ve ilmi seviyede olduğuna inandığım Hocadan bunu duymak beni yine Hoca’nın iyi niyetini sorgulamaya iten bir nokta oldu. Hoca’nın sevenleri yanlış düşünüyorsan beni uyarsınlar. Fakat herkesin Kuran tefsircisi, alim olmasını beklemek nasıl bir düşünce. Önceki ve asrımızın geniş kitleleri geçim ve aile işleriyle ziyadesiyle meşgul ettiğini bilirken. İlmi hal , o ya da bu sebeple din ilmini tahsile maddi manevi vakit ayıramayan geniş kitleler için ne güzel ne duru bir kaynak. Emeği geçenlere teşekkür etmek gerekirken onu Kuran dan uzaklaştıran bir şey gibi görmek nasıl bir bakış açısı? Nasıl bir gerçeklerden kopukluk? Yoksa yeni bir medeniyetin inşası için mevcudu yıkım niyeti mi? Eskisinin nesi var, yeninin neyi var?
    Ayrıca Mustafa İslamoğlu Hocamıza tabi kardeşlerimizin İran’a ve Şia’ya sempati ile baktıklarına dair görüşlere anlam veremiyorum. Sadece şuna bakılsa şianın veİ ran’ın ne olduğu sanırım orataya çıkar. Asrımıza kadar İran ve Şiiler Kudüs’ün muhafazası dahil ümmetin ve topraklarının korunması ve yahut kafirlerle cihad konusunda ne yapmışlardır. Kafirlere karşı mücadele veren kardeşlerine destek mi köstek mi olmuşlardır. Ya da kafirle aleyhlerinde gizli anlaşma yaptıklarını Müslüman bile görmüyorlar mıydı? Tarihe bakmak, söze değil icraata bakmak gerekmez mi? (Sözümüz elbette genelleme içinde söylenmek zorunda olsa da her kişi ve akımı kapsamaz)
    Seyyidler başımızın tacı fakat şia mensuplarının ve Şiiliğin mantığı ben bunu diyorum, babam da bunu diyordu babamın babası da bunu diyordu diyerek zinciri taa Hz.Ali(kv) ve Efendimiz (sav)’e kadar getirip karşısındakine sen ne delilinden bahsediyosun, benim sözüm hak gayrısı yalan mantığı değil midir? Böyle bir ekolle neyi konuşabilirsin ki? Papalar gibi sözü Allah’ın buyruğu olan Hiristiyanlara ne anlatabidik ki? Bu iki mantık ne kadar da birbirine benziyor.
    Ben şahsen aslında aklın da gereği olarak Mustafa Hoca’na tabi kardeşlerime üzülerek söylüyorum yeni, denenmemiş diyemeyeceğim ama tarihte kabul görmemiş ‘İslamoğlu iman tarifine ve ekolüne’ senelerce yaşadığım git gellerden sonra hayır diyorum. Zira ben bu dini sokakta bulmadım. Mustafa Hocam kusura bakmayın yanlış ve bence boyunuzdan büyük bir işe kalkışmışsınız. Bu medeniyet bu milletin her bir genin de bu toparakların her katmanında ve suyunun ve havasının her zerresinde iyice sinmiştir. Elbette Mustafa Hoca’ya şahsıma verdiği katkılardan dolayı teşekkürü borç biliyorum. İlmine ve gayretine sonsuz saygı duyuyorum ama dediğim gibi bu din, imanım her şeyden daha değerlidir.

    Vesselam

    • Yorumlarınız ve değerlendirmeleriniz için teşekkür ederiz.

      Biz de yıllarca bu adamı iyi niyetle addedip ona hüsnü zan için kendimizi zorladık. cübbeli batınisine karşı onu her zaman savunduk. Üstelik bu zındık üzerinde de bir çok şüphe ve karanlık nokta olmasına rağmen…

      Ancak -sanırım- iki yıl önce, artık imanın 6 esasından birisi olan kaderi açıktan inkar edince tevakkuf ettik. Ardından menfur kitabı Kader Risalesi Şerhini yazınca, biz de artık ard niyetinden ve satılmışlığından, zındıklığından şüphe etmez olduk.

      Ve kendisini cephe aldık. Çünkü onun gibi sapıklara karşı bu ümmeti uyarmak bizim baş vazifemiz.

      Tüm bunları ve seyrini ilk yazımızda görebilirsiniz.

      • Ben Mustafa Islamoglunu son zamanlarda elestirilerden dolayi takip ediyorum. Bir cok farkli kesimlerden elestiri geldigi icin. Benim icin Islamoglunun bittigi an Yavuz Sultan Selim Hanin Osmanlinin zirvelerinden olan Seyhulislam Kemalpasazade hazretlerinden alviler icin siparis uzere fetva aldigini yazmasidir. Sitesinde var. Bunu kabul etmek mumkun degil; hem sultan acisindan hem de Ibni Kemal hz. acisindan. Iftiradir. Aslinda sia etkisinde kaldigini bence buradan da anlayabiliriz. Selam ve dua ile.

  27. PUTLARIN YIKILMASINDAN RAHATSIZ

    Komiser adama sormuş;

    – Sen bu adamı niye dövdün?

    Adam, dövdüm çünkü geçen yıl bu adam bana hipopotam dedi!

    – Geçen yıl demiş sen niye şimdi dövdün?

    Adam, hipopotamı şimdi gördüm demiş

    Sayın İslamoğlu’nun bu videosu geçen yıl yayınlanmış ama ben şimdi gördüm.

    Sayın Mustafa İslamoğlu, sayın lütfen sayın ama yanlış şeyleri sayıyorsunuz.

    Biz sizi böyle bilmezdik Sayın İslamoğlu!

    Ne oldu size böyle?

    Kimlerin fikirlerini okuyupta böyle saçma şeyler söylemeye başladınız?

    Geçen sosyal paylaşım sitesinde bir video izledim.

    Sayın İslamoğlu’na Selefiliği soruyorlar ama Sayın İslamoğlu Selefiliği anlatmak yerine Taliban’a çatıyor. Bunu da bildik Avrupa ağzı ile yapıyor olmasına şaşırdım.

    Videonun tamamı facia ama ben sadece Müslümanları karaladığı cümlelere birkaç cümley ile cevap vermek istiyorum.

    Sayın İslamoğlu, Taliban’ın iktidara tam olarak hakim olduğu yıllarda Budistlere ait 3000 yıllık putları yıkmasını eleştiriyor ve diyor ki; 3000 yıllık heykelleri yıkan adamlara ‘orda 4 tane İslam uygarlığı kuruldu ahmaklar, bunların hiç mi birinin aklına gelmedi siz hepsinde mi büyük alimsiniz?’ diye itiraz eden adam benim” diyor.

    Eyyt ne adammışsın bre…

    Sayın İslamoğlu amma yanlış biliyorsun yavv. Keşke bunları saçmalamadan önce biraz zaman ayırıp gerekçelere bakıp Taliban’ı dinleseydin ya! O adamlar o putları neden yıkmış öğrenirdin.

    Ve Sayın İslamoğlu, yanlış biliyorsun o topraklarda kurulan 4 uygarlıkta o putları yıkmak için girişimlerde bulunmuştur.

    O putlar 507 ila 602 yılları arasında tamamlanmışlardır. Ve dahi o toprakların İslam ile şereflenme tarihi 700’lü yılların sonudur. Bu tarihten sonra bile Afgan topraklarında mücadele hiçbir zaman durmamış ve coğrafyada istikrar uzun süre sağlanamamıştır.

    Ama buna rağmen bile bölgedeki o devasa putlar her daim Müslümanların hedefi olmuştur.

    Sonuçta İslam putları yıkmak için gelmedi mi?

    O putları yıkma girişimini Gazneliler başlatmıştır. Ama Gazneli Devleti’nin coğrafya üzerinde tam bir hakimiyet kuramaması ve bölgede putperest halkın çokluğu nedeni ile dağlarda ki o meşhur putlar hariç çoğu putu yok etmişlerdir.

    Daha sonrasında o topraklarda devlet kuran Büyük Selçuklu Devleti ve Harzemşahlar Devleti bu büyük putlara önemli ölçüde zarar vermişlerdir.

    Tarihteki en büyük darbeyi de putları yıkan dinin temsilcisi Babir Şah yapmış heykelin bacaklarını ve yüzünü kopartmıştır.

    Daha sonrasında bölge istikrarsız bir devre girmiştir ve dağlardaki bu putlarla uğraşılması bırakılmıştır. Ta ki Taliban bölgeye eğemen oluncaya kadar.

    Taliban bölgede hakimiyetini sağlayınca o putların varlığını sakıncalı görerek ve dinin gerektirdiği üzere yok etmiştir.

    Yani sayın İslamoğlu’ Sizin salladığınız gibi orada kurulan 4 İslam devleti o putlara dokunmamış değildir. O 4 İslam devleti sizden daha âlim olduğu için o putlara her daim müdahale etmişlerdir.

    Ehh kısmet Taliban eğemenliğine nasipmiş.

    Sayın İslamoğlu, biz putları yıkan bir dinin inananlarıyız. Onun için feth ettiğimiz topraklarda her daim önce putları yıktık.

    Bakınız örnek, Babür İmparatorluğu, Büyük Selçuklu Devleti, Memlüklüler, Eyyubi Devleti ve Osmanlı…

    http://www.sutunhaber.com/yazar_5554_636_yanlis-biliyorsunuz-sayin-islamoglu-o-oyle-degil.html

  28. selamun aleykum hocam,

    Gerçekten sizi tebrik ediyorum.Ülkemizde dahil dünyanın bir çok ülkesinde birçok kafir müslüman olmak için birilerinin kendisine yardım elini uzatmasını beklerken siz bu memlekette yetişmiş kendini yetiştirmiş güzide bir insanı karalamaktan geri durmuyorsunuz.Cübbelide onu karalıyor.Ama o insan, kendisine karalama kampanyası yapanlara ilahi adaletin tecelli edeceği huzuru mahşer de hesaplaşacağını belirtiyor ve siz ona en ağır hakaretleri savururken,tekfir ederken o sizin ve sizin gibiler için bundan başka bir şey söylemiyor. Şimdi size soruyorum.Siz kendinizi Mustafa İslamoğlu Hocayla Allahın (C.C)huzurunda hesaplaşmaya hazır hissediyormusunuz? Ayrıca ,aklıma geldikçe içimin çok ama çok sıkıldığı Resulullahın (s.a.v) güzide sahabesinin karşı karşıya geldiği ve her iki tafattan da birçok sahabenin vefat ettiği Sıffin Savaşı gibi bir savaş müslümanlarda derin yaralar açıp dururken sizin ve sizin gibilere yaptığınız bu karalama kampanyalarını çok görmüyorum.Fitne hiç durmayacak, şeytan ve dostları sizin ve sizin gibi müslümanlar üzerinden fitneleri yayıp Kur’ana göre kardeş olması geren müslümanları birbirine düşman yapıp kendilerine her türlü çıkar sağlayacak ve bu artık iyice inandım ki bu durum kıyamete kadar da devam edecek.Sizden rica ediyorum kafir olanları islama kazandırın.zaten islamın içinde olan islama hizmet etmeye gayret eden değerli insanlara yerden yere vurarak islama ısınan insanları islamdan uzaklaştımaya çalışmayın. Eğer hoca bir insansanız, islama bir fert kazandırmak için çaba sarfedin.Çünkü ben biliyorum ki o değerli insan bir insanı dahi olsa islama girmesi için vargücüyle çalışmaktadır.

    • ve aleynas selam ve alel müslimine ecmain

      Bu kadar uzun bir girizgahın içinde, iddialarımızdan ve ithamlarımızdan hangisinin yanlış olduğunu belirtseydiniz bari. Hiç olmazsa azıcık tutarlı bir yazı olurdu.

      Bu müşarun ileyh zındıkla, değil mahşerde, her yerde hesaplaşmaya hazırım. Bir zındıkla hesaplaşmaktan korkan, zaten iddiasında şüphelidir. İddiasında şüphesi olanın iddiasını dile getirmesi bile fitnedir.

      Sıffin ile alakalı yorumunuz kel alaka!
      Biz Sıffinler bir daha yaşanmasın diye, o tür savaşları körükleyen M. İ. gibi zındıkları peşinen teşhir edip önüne geçmeye çalışıyoruz.

      Fazla lafa gerek yok!
      Hangi iddiamız yanlışsa, siz onu delilleriyle belirtin.
      Biz bir tane iddia ortaya atmadık; onlarca iddia ortaya attık. Ve sizden sadece bir tanesini cevaplamanızı rica ediyoruz. Tabii, duygusal modla değil, delilleriyle…

      Henüz böyle bir yiğit ortaya çıkmadığını peşinen söyleyelim…
      Çıkması da imkansız!

  29. İslamoğlu’nun kızı Eliaçık’a sahip çıktı

    Mustafa İslamoğlu, İhsan Eliaçık’ın Kuran yorumlarını takipçilerine tavsiye ederken, İslamoğlu’nın kızı Hatice İslamoğlu Erdem’de yazdığı yazı ile Eliaçık’a haksızlık yapıldığını savundu.

    27 Haziran 2013 Perşembe – 11:12

    Hatice İslamoğlu Erdem, Milat gazetesindeki köşesinde İhsan Eliaçık’a yönelik eleştirilerin mümin ahlakından uzak olduğunu belirterek bir insanın yanlışlarını dile getirmenin günah olduğuna dikkat çekmiş. Eliaçık’ı hatasıyla-sevabıyla sahiplenmek gerektiği kanaatinde olan Erdem, eleştirileri mümin kardeşinin etini yemek (gıybet) olarak yorumluyor. Haksöz sitesi haberinde bu ifadeleri şöyle eleştiriyor.

    İlginçtir, Eliaçık, açıktan görsel, yazlı, sosyal medyanın bütün imkanlarını kullanarak düşüncelerini dile getirecek, birtakım eylemler içerisine girecek ve böylelikle ifsadı yaygınlaştıracak; fakat aynı yolla hakkın/hakikatin çiğnediğini dile getirmek ölü eti yemek olacak.

    Erdem’in, bazı ayetler ve üslupla ilgili birtakım genel-geçer ilkelere dikkat çekmesi elbette prensip olarak doğrudur. Fakat Kur’an’ın hangi ayetinin açık ifsad karşısında susmayı ya da ifsad edeni her haliyle kabullenmeyi tavsiye ettiğini biz bilmiyoruz! Birtakım doğru ilkelerden yanlış eylem hallerini temize çıkarma refleksi kurnazca bir yöntem hakikaten.

    Öte yandan Eliaçık’ın yaygınlaştırdığı ifsadın pire hükmünde olduğu kimin kanaati ki, Erdem, eleştirileri yorgan yakmakla nitelendiriyor? Safını açıkça belli eden ve bunu dillendirmekten mutluluk duyanı; “Halen yok sen bizimlesin, bizdensin!” söylemleriyle karşılamayı avuntuyla mı yoksa temenniyle mi izah etmeli?

    http://www.timeturk.com/tr/2013/06/27/islamoglu-nun-kizi-eliacik-a-sahip-cikti.html

    R. İhsan Eliaçık’ı hâlâ Müslüman sayan bir Müslüman var mı? bilmem. Bildiğim kesin durum şu:
    Bu zındığa başından beri Mİ denen mürtedin sahip çıktığı. Bu iddiamızı sürekli yalanlayanlar oluyordu ve -haklı(!) olarak- sürekli delil istiyorlardı. Şimdi o delil yayınlandı ve biz de üstten kısmi alıntı yapıp linkini sunduk.

    Üstelik mesele Mİ ile kalmıyor, kızı ve tüm hanedanıyla devam ediyor. Yani tüm melesi İhsan Eliaçık için kalkan ve avukat oluyor.

    Sanırım artık delil isteyen olmaz bu saatten sonra… İlla “ben de isterim” diyen olursa, üst tarafa baksın!

  30. KUR’AN DIŞI KUR’ANCI ZINDIK

    Mİ ile ilgili en ilginç bilgiyi de sunalım:

    a) Mİ, hiç bir ayeti (sanırım istisnası bile yok) Ehl-i Sünnete göre yorumlamaz. Meali bunun en açık göstergesidir. Daha da kötüsü, Arapça kurallara göre de yorumlamaz. Mealinden her hangi bir ayetin meal ve yorumuna bakabilirsiniz. Aslında iyi Arapça bilen hiç bir kimse (yine istisnasız) bu zındık mürtede kanmaz.

    Mİ, aslında hiç bir hadisi kabul etmez. Sadece Yaşar Nuri gibi işine gelen hadisleri -zayıf da olsa- kullanır. Mütevatir bir çok hadisi inkar ettiği için zaten dinden çıkmıştır.

    Yahudilik temayülünü yazma sebebi, kendisinin Yahudilik temayülünü örtmek içindir. Nasıl mı?! Mİ, aslında Sünni kaynakları pek okumaz. Zaten okuyamaz da… Çünkü Arapçası bile ona yetmez. Sünni kaynaklara yaptığı atıflar bile müsteşriklerin kitaplarından alıntıdır.

    En aslı; Mİ, müsteşriklerin ülkemizdeki en azılı ve en uzman uşaklarıdır.

    İlginçtir; bu mürtedin defalarca Arapça, Kur’an, hadis, fıkıh, tarih ve kelam ilimlerinde berbat ve çok cahil olduğunu ispatlamamıza rağmen, hâlâ onu savunmaya kalkan okumuş, bilmiş ve sindirmiş kişilere rastlıyoruz.

    Mesela bir Müslüman en net biçimde ne yaptığı zaman mürted olur?
    Âmentü esaslarından birisini inkar etse kafir olur mu?
    Kader hariç diyecek hemen bu avukat tabii…
    – Peki, acaba hiç Ehl-i Sünnet alimlerinin kader hakkındaki yazılarını okudun mu?
    – Hayır!
    – O zaman bu mürtedin kader hakkında inkari sözlerinin doğru olduğunu nasıl anlıyorsun?
    – Çünkü Kur’an’a daha uygun!
    – Peki, hayatında hiç bir Sünni müfessirin tefsirini baştan sona okudun mu?
    – Hayır!
    – O zaman Mİ denen mürtedin Kur’ani yorumlarının doğru olduğunu neye göre iddia ediyorsun?
    Hem sence kaderin tarifi nedir?
    – Kem küm!
    – Kaderin; gelecekte olacak her şeyin tıpkı geçmişte olduğu gibi Allah tarafından teferruatı ile bilindiğinin olduğunu biliyor musun? Yani mesele Allah’ın ilmi ile her şeyi kuşatması ile alakalıdır. Zaten bizim itikad kitaplarımız böyle izah eder.

    b) Mİ,o kadar dinsizdir ki, onun sohbetlerine senelerce gidenlerin bile bir gram imanı artmamıştır, artmaz da… Aslında şüphesi artar sürekli ve sonunda farkında olmadan İslam’dan çıkarlar.

    Bunun en mühim delili şudur ki; onun sohbetlerine katılanlar veya takip edenler şunu denesinler:
    - Bu kadar zamandır ben aslında İslam adına ondan ne öğrendim?
    Netice bir hiçtir! Çünkü bir kelimelik bir cümle bile kuramazlar bu konuda. Çünkü onun sohbetlerini tam 2001 yılından beri fiilen takip ediyorum. Hayali bir yazı yazmıyorum ve ütopik bir iddiam da yok. Aksini iddia edene hodri meydan!

    Sonra da kalkıp bir Nureddin Yıldız, M. Emin Saraç, İbrahim Halil Kutlay gibi değerli alimlerin derslerine katılsınlar. Dersten sonra kalplerini yoklasınlar; imanları artmış mı artmamış mı? Vallahi, kesinlikle imanlarının arttığını hissedecek ve göreceklerdir. Biz yüzlerce, hatta binlerce defa denemişiz, tecrübe etmişiz ve buna bizatihi şahit olmuşuz.

    Mİ, filozoflar gibi, beyin cimnastiği yaptırır ve felsefe yapar. Onun konuşmasının sonunda kibriniz artmış olarak oradan ayrılırsınız. Ne ilminiz artar ne ameliniz ne de imanınız! Çünkü felsefe ile uğraşanlar bundan müthiş zevk alırlar. Çünkü felsefe insanın sürekli gurur ve kibrini artırır. Ama sonuçta bir tane bile problem çözmez. Aksine problem üretir. Felsefe çalışmalarınızı tamamladığınızda aklınızda milyonlarca soru ve şüphe oluşur. Halbuki başlangıçta belki de hiç soru ve şüpheniz yoktu.

    Felsefe böyle bir hastalıktır! Mİ da aynu hastalığın mikrobudur… AIDS mikrobundan daha tehlikeli ve ölümcül!

    Bu yüzden, salih alimlerden birisinin sohbetine gidip kıyaslamalısınız!

    Ve bunu da kesinlikle denemelisiniz!!!

    NOT: Bazı avukatları(!) ısrarla yorum adı altında güya savunmaya geçiyorlar. Yaptıkları savunmanın bir gramlık değeri olmadığı için onaylamıyorum ve dolayısıyla burada görünmüyor. Bilginize…

    Gerçekten ciddi bir itiraz olursa, kesinlikle yayınlarım ve o konudaki iddialarımı da geri alıp özür dilerim.

    Bu iddialar nelerdir?
    1. Kur’an ayetlerini açıkça tahrif. (örnek isterlerse 10 tane hemen sıralayabilirim).
    2. Mütevatir sünnetleri (sünneti değil, sünnetleri ve hadisleri) açıkça inkar ediyor. (örnek isterlerse 10 tane hemen sıralayabilirim).
    3. Arapça bilmiyor. Yani ne Kur’an’ı ne hadisleri ne de İslami metinleri doğru anlayacak kadar bir Arapçası yok. (örnek isterlerse 10 tane hemen sıralayabilirim).
    4. İslam tarihini kasten çarpıyor. (örnek isterlerse 10 tane hemen sıralayabilirim).
    5. Sünni İslam alimlerine sık sık hakaret ediyor ve hiç utanmadan iftiralar atıyor. (örnek isterlerse 10 tane hemen sıralayabilirim).
    6. İslam fıkhını zerre kadar bilmiyor. Bildikleri hep oryantalistlerin iddiaları. (örnek isterlerse 10 tane hemen sıralayabilirim).
    7. Oryantalistleri neredeyse hiç eleştirmez. Ama Sünni alimleri sürekli aşağılar. (örnek isterlerse sadece son kitabı Kader Risalesi şerhinden bile 10 tane hemen sıralayabilirim).

  31. Nureddin Ranuna:

    İslamoğlunun inkar ettikleri:

    1 – kaderi inkar ediyor,
    2 – recmi inkar ediyor,
    3 – mürtedin öldürülmesini inkar ediyor,
    4 – miracı inkar ediyor,
    5 – ruyetullahı inkar ediyor,
    6 – isa a.s. nüzulunu inkar ediyor,
    7 – kabir azabını inkar ediyor,
    8 – adem a.s. cennetten indiğini inkar ediyor,
    9 – mehdi a.s. geleceğini inkar ediyor fakat
    muhibbi olduğu şiilere gelince hiçbirşey
    söylemiyor.halbuki mehdi inancı şiilerin temel
    akidelerinden,
    10 – aklına uymayan bütün hadisleri “kur’ana
    uymuyor” gerekçesiyle inkar ediyor.
    11 – deccali inkar ediyor,
    12 – ye’cûc ve me’cûcü inkar ediyor,
    13 – peygamber mucizelerini kendi aklına göre
    tevil ediyor,
    14 – peygamberimizin kıyamet ile ilgili
    hadislerinin hepsini inkar ediyor..
    15 – sahabelere dil uzatıyor.
    16 – afganistandaki budist heykeller için
    üzülüyor.
    17 – buhari,müslim ve diğer hadis müelliflerini
    yalancılıkla suçluyor.
    18 – adem ve havva nın cennetten değil
    dünyadaki bir bahçeden geldiğini iddia ediyor.
    19 – maide:33 ayeti;”Allah’a ve Resûlüne
    savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk
    çıkarmaya çalışanların cezası; ancak
    öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve
    ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o
    yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için
    dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara
    büyük bir azap vardır.”
    İSLAMIN DEĞİL FİRAVUNUN HÜKMÜ DİYİYOR !
    20 – kur’andaki bütün mucizeleri inkar edip
    bunlar temsildir diyor.
    21 – rafızi-şiilere “ehl-i beyt mektebi” diyerek
    meşrulaştırıyor.Allahı roma
    putu janusa benzeten ali şeriati ve zındık
    humeyniyi savunurken buhari ve müslimi,diğer
    islam alimlerimizi çirkef ağzıyla yalancılıkla
    suçluyor.
    22 – Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır!
    Ğaşiye:17 ayetteki “deve” kelimesini “yağmur
    yüklü bulutlar” manasına geldiğini
    yumurtluyor !!
    23 – Allah bir şeyi yaratmak istediğinde ol
    dediğinde hemen olmaz ,olma süreci başlar
    diyor !!
    24 – adem as. cinlerden önce yaratıldığını
    iddia ediyor.

    • Bunların hepsi yorumdur. Yorumdan dolayı birine mürted denemez. Peygamberimiz münafıklara bile açıkca bu tavrı takınmamıştır. Yaptığınız islamla bağdaşmıyor.Sizin dininiz size benim dinim bana.

      • Senin dinin sana benimki bana cumlesini kullanirken dikkat etmek lazimdir. Zira karsinizdaki kisi musluman ise kendi dininizin islam olmadigi anlami cikar. Cunku islam tektir.

      • İslam’ın en temel esaslarında yorum olmaz. Bir dinin hepsi yorum olunca zaten o din hak din olamaz!

        Detaylardaki yorumlar için tekfir caiz değildir, esaslardaki inkar için tekfir edemeyenin kendi imanı tehlikeye girer.

        Bu tıpkı kelime-i tevhidin 2. yarısına gerek yok demek gibidir.

        İslam alimlerinden amentü esaslarından bir tanesini inkar edeni Müslüman sayan bir kişi bile yoktur. Onlardan daha fazla bilgiçlik taslamak kişinin cehaletine ve hamakatine delalet eder.

  32. KANDIRMAYIN MİLLETİ EY CAHİLLER ! SİZLER BİRBİRİNİZİ KÖTÜLEYEREK,BATIYA FIRSAT VERİYORSUNUZ ! KANI BOZUK ZİBİDİLER. ÖNCE SİZ ADAM GİBİ YAŞAYIN İSLAMI !

  33. Mısır’daki darbesinin başarılı olmasının sebebplerinden birisi de, içlerindeki hainlere göz yummaları olmuştur.

    Biz senelerdir uyarıyoruz:
    1. Mustafa İslamoğlu
    2. Haydar Baş
    3. cübbeli
    4. R. İhsan Eliaçık
    5. Andulaziz Bayındır
    6. Adnan Oktar

    gibi zevat, hem mürteddirler hem de haindirler. İslam’ı suistimal eden, kullanan, maske olarak takınan bu hainleri tanıtmak bizim asli vazifemiz.

    Bunları biz senelerdir söylüyoruz ama bir kısmının maskesi yeni düştü ve millet yeni yeni anlamaya başladı.

    Haydar Baş’ı artık bugün kimse savunamaz!
    R. İhsan Eliaçık’a kimse bugün Müslüman diyemez!
    Adnan Oktar’ın ne mal olduğu (Yahudi dostu, kendini açıktan Mehdi ve MKA’ü ilah ilan eden zındık) müsellem.
    cübbelinin batıni fikirlerini bilmeyen ve ergenekon bağlantısını görmeyen kalmadı.
    Abdulaziz Bayındır 75 milyonun önünde sefilleri oynuyor.
    En usta oyuncu Mİ ise, son kıvırma hamlelerini yapıyor.
    Diğer taraftan da gittikçe azıyor, azıtıyor ve küfrü zaman zaman ağzından taşıyor.

    Hâlâ Mİ denen mürtedi Müslüman gören zavallılara acımaktan başka bir şey yapamayız!

    Sahi, siz bu Mİ denen mürtedin Müslümanlığına şahitlik eden bir tane alim tanıyor musunuz?
    “Evet” diyen bu alimin adını yazsın lütfen!

    • İlmi tenkitlerde bulunmanız takdire şayan fakat kendisine Müslüman diyen bir insanı tekfir etmemek bildiğim kadarıyla düsturdur. Yaptığınız bu güzel çalışmanızı tekfir kısmını çıkartarak yapmanız bir Müslüman olarak beni memnun eder. Allah muvaffak kılsın.

  34. Yazık… Bir müslümanı karalamaya uğraşmak müslümanlığınıza birşeyler mi katıyor? Yok siz ümmeti uyarmayı kendinize görev edinmişsiniz.. WordPressden sayfa açarak yazı yazıyorsunuz.. (?) Ha! reddiye yazıyorsunuz..

    Doğru ilminize ve müslümanlığınıza o kadar güveniyorsunuz ki zındığınızla ya da zındıklarınızla mahşerde bile hesaplaşabiliyorsunuz.. Kendi hesabınız güvence altında zira?
    (Bkz:hesaplaşmak)
    Rabbim akıl fikir versin..

    (Açıkça söyleyeyim yazınızı baştan sona okuduğumu zannetmeyin gerek de yok zaten fakat siz okuyun.. Birilerinin fanatiği falan da değilim siz kendi fanatiklerinizi toplayın ama..)

    (fenoman değil fenomen ayrıca)

    • Bazı beyinsizler 180 defa tekrarlasak da anlamıyorlar ama biz yine 181. defa yazalım:

      1. İddialarımızdan hangisi delilsiz?
      Bir tanesini yazabilir misiniz?
      Yok!
      Senelerdir aynı terane:
      Mİ’na iftira atıyorsun?
      Hangisi iftira?
      Kem küm!

      Defaatle yazdım:
      Ehl-i Sünnet ulemasına göre, Âmentü esaslarından bir tanesini açıkça inkar eden açıkça kafir / mürted olur.

      Ayrıca bu zındığın defalarca iftiralarını yazdım ve delillendirdim.
      Henüz yazmadığım kısımları da var.
      Mesela Ebul Muin Nesefi için meşhur eseri Tebsırat-ül Edille’de kadere imana yer vermiyor diyor bu mürted zındık!
      Bu kitabı daha yeni Ankara’ya gittiğimde temin ettim. 2 ciltlik bu Arapça eseri elime aldığımda ilk işim, kadere iman kısmına bakmak oldu. Ne gördüğümü tahmin edin; her zamanki klasik Mİ iftirası!
      Nesefi bu eserinde kadere iman konusunu müstakil bir konu ve bab olarak uzun uzun işlemiş.
      Buna rağmen Nesefi’nin eserinde bile kadere iman bahsi yok diyecek kadar alçak, hain, müfteri ve zındık birisini savunup da “ben onun avukatı değilim” demeniz, sizin de yalan ve iftirayı mübah gören ibahilerden olduğunuzu anlıyoruz.

      İlâ cehenneme zümerâ diyoruz size… Yolunuz açık olsun!

      2. fenoman konusunu da defaatle yazdım.
      Ama zavallı hem yazının tamamını okumadım diyor hem de sözde kelime düzeltmesi yapıyor.
      Gerçi okusa da anlar mıydı bilemiyorum.
      Aslında hiç sanmıyorum.
      Aklını ve kalbini kiralayanların anlama kapasitesi embesillerle aynı oluyor genelde.

      Sizin gibilere bakıp bize verilen nimetlere daha çok şükür gereği duyuyoruz!

  35. Siz Aleviler İmam Ali Hareminin (Türbesinin) Güvercinleri idiniz
    Uçurdular Sizi Buralardan
    Artık Geri Dönme Vaktiniz Gelmedi mi?
    Ayetullah Sistani:

    Lütfen ilgili sitenin üstteki sloganına dikkat edin!

    Mustafa İslamoğlu Hocanın Irak Ziyaretinden Kesitler

    “Kuran-ı Kerim merkezli tevhid bayrağı altında ümmetin bir araya gelmesi için bedel ödedim”

    21/05/2011

    Müslümanlar arasında vahdetin sağlanması, yüce kitabımız Kuran-ı Kerim merkezli tevhid bayrağı altında ümmetin bir araya gelmesi için bedel ödedim diyen Mustafa İslamoğlu Hocamın muhabbet, kardeşlik, vahdet örnekleriyle dolu Irak ziyaretinden objektife yansıyanlar.

    http://alulbeyt.com.tr/haber_detay.php?haber_id=1648

    Bu ziyaret 21.05.2011 tarihinden hemen önce gerçekleşti.
    Amerika son işgal ordularını 18.12.2011 tarihinde çekti.

    Yani Amerika askerlerini çekmeden önce Şiilerle Irak’ın yönetiminin kendilerini devir için son görüşmelerini ve anlaşmalarını yaparken -ne tesadüf ki- Mustafa İslamoğlu da orada bulunuyor. İşgalin gölgesindeki Irak’ı ziyaret edeceği tutuyor birden… Üstelik o kadar yoğunluk arasında… Üstelik Irak’ın en kritik günlerinde… Üstelik orada henüz kontrol Şiilerde bile değil… Üstelik ölüm riski çok yüksek… Üstelik M. İslamoğlu özellikle ve sadece Şiilerle görüşüyor…

    Ve tüm bunlar tesadüf… Biz de bu tesadüflere inanacak kadar safız, öyle mi?!
    Müslümanlara -Kur’an’ın tabiriyle- sefih gözüyle bakan Mİ gibi zındık ve münafıklar için Rabbimiz “dikkat edin, asıl sefihler kendileridir” buyuruyor.

    Bir zamanlar tasavvuf müntesibi kardeşlerimizi hak-batıl ayırımı yapmadan acımasızca eleştiren, onlara hakaret eden ve dolaylık olarak onları müşrik sayan bu insafsız ajan, bununla da yetinmeyip bu aralar tüm Sünnilere hakareti, iftirayı ve tekfiri caiz görürken, şimdi kendisine insaflı davranılmasını istiyor. Sahi insaf nedir?!

    Yine bu aralar kendi sefih tebası, birden bir zaman şeyh ve müridleri gassal elinde meyyit bağlılığı yüzünden ağır eleştirirken, aynı duruma düştü. Aslında daha kötü bir duruma düştüler. Çünkü o zamanlar tasavvufa müntesip olanlar, bu saldırılarını öze dönüş ve öz eleştiri için fırsat görüp öyle çok da ciddi bir savunmaya geçmemişlerdi. Şimdi ise Mustafa İslamoğlu müridleri tam bir gassal elinde meyyit oldular. Klavuzlarını -karga da olsa- ölümüne savunuyorlar ve şeytanın avukatlığı misyonunu üstleniyorlar.

    Ne acı bir durum!

    Bu kadar açıktan ihanetinden sonra bu zındığı hâlâ savunan, seven ve yolunda giden zavallılar, akıbetlerini şimdiden düşünseler iyi olur. Hainin ihaneti açığa çıkınca hâlâ ısrarla yanında ve arkasında yer almak, aynı ihaneti, şirki, nifakı, küfrü ve sapıklığı onlara da şamil kılar.

    Rabbim bu hainlerin şerlerinden tüm ümmeti muhafaza buyursun!

    • Ne güzel şeyler yazıyorsunuz. aynı derdi taşıdığım insanlar olduğunu görmek beni cidden çok mutlu etti.

      • bu sahsi arkadas cevrem geregi ve tabiki aciz ve cahilligumden kaynaklanan durumumdan dolayi 15 yil husni zanim soz konusu olmustu bu sahis yuzunden arkadaslarimla arama buyuk bir fitne girdi onlara derdimi anlatamadim gercekten bu sahis insandaki kibri kabartiyor copluklerden besleniyor toplumu ayristiran bir kimlik ALLAH arkadaslarimi elinden kurtarsin

  36. 20 sene önce yazmış olduğu yahudileşme temayülünde tabi ki adam şialari kötüler. Çünkü önceden müslümandı. Sonra zındığin bel’amin teki oldu. Ben bunlarınbizzat içinde bulundum ciğerlerini bilirim :) Rabbim hidayet etsin bu hadis inkarcisi sapkına !

  37. YORUMSUZ

    Kur’an ve oryantalist bakış açısı
    16/7/1999

    Müslümanların, bir iki istisna dışında kış uykusuna yattığı bir dönemde. 18. Yüzyıldan itibaren Batılılar İslam’ın referansları üzerine ciddi bir biçimde eğildiler. Bu eğilişin muharrik gücünü ‘düşmanını tanıma’ gibi anlaşılabilir bir gerekçe teşkil ediyorsa da, bu iş ‘tanıma’ noktasında kalmayıp ‘tanımlama’ biçimine çok kısa zamanda dönüşüverdi.
    Maksadınız tanımak değil de tanımlamaksa, çoğunlukla bu iş için ‘imaj değiştirme’, ‘manipüle etme’ ve ‘kurgulama’ gibi zihni araçlara ihtiyaç duyarsınız. Bu araçlar olmaksızın ‘kendisini tanıtan’ bir şeyi kendinize göre ‘yeniden tanımlamanız’ neredeyse imkansızdır.

    Batının, İslam’ın son ve mütekamil mesajına ilişkin tüm müktesebatı yeniden ve kendine göre tanımlama çabaları kolonyalizmiyle aynı döneme denk düşünce, Cemil Meriç’in oryantalizm için yaptığı ‘Sömürgeciliğin keşif kolu’ tesbiti, tarihi olguyla da tıpatıp örtüşüyordu.

    İşbu sömürgeciliğin keşif kolu, İslam’ın temel referansları olan Kur’an ve Sünnet’e karşı Mekke Müşrikleri ya da günümüzdeki Türk ateistleri gibi cepheden değil, içerden savaş açtılar. Bu savaşın dehşet verici boyutlarını, tüm çarpıcı örnekleriyle birlikte ve biraz da romantik bir üslupla Edward Said Oryantalizm isimli çalışmasında ortaya koydu.

    Edward Said çalışmasında oryantalizmi genel hatlarıyla ele almış ve amacını makro planda sergilemeye çalışmıştı. Bunda oldukça başarılı olduğu su götürmez bir gerçek. Ne ki, Oryantalizmin hayli geniş müktesebatı içerisinde tek tek ele alınması gereken eserler ve onların yazarları konusu hâlâ, neredeyse bakir bir alan olarak durmaktadır.

    Oryantalistler, Kur’an, Sünnet, İslam Tarihi, Siyer, İslam Tasavvufu başta olmak üzere hemen tüm İslami disiplinlerde eserler vermişlerdir. Sözün burasında, hemen belirtmeliyim ki, oryantalistlerin üzerinde en çok yoğunlaştıkları alan Sünnet ve hadis alanıdır. Bu alanda ilk makale yayımlayan Avusturya asıllı İngiliz vatandaşı Dr. Alois Sprenger (öl. 1893) başta olmak üzere, İskoç asıllı İngiliz Sir Wiliam Muir (öl. 1905), Alman oryantalist George Weill ve Hollandalı R.P.A. Dozy ve İngiliz D.S. Margoliouth ilk akla gelenler.

    Bunlardan iki isim hadislerin kahir çoğunluğu üzerine bir çizgi çekerken, son isim sünnet ve hadisin tamamının üzerini çiziyor. Hz. Peygamber’in Kur’an dışında sünnet ve hadis diye hiçbir şey bırakmadığını söylüyordu.

    Oryantalistleri hadis alanına bu kadar çok eğilmelerinin nedenlerinin başında, bu alanda işlerine yarayacak bir ‘maden’ bulmuş olmaları olsa gerek. Kur’an üzerinde bu kadar durmalarının nedeni budur.

    Bu, Kur’an konusunda dişe dokunur oryantalist çalışmaların olmadığı anlamına gelmez. Theodor Nöldeke’nin Kur’an Tarihi üzerine kaleme aldığı Geschichte des Qorans isimli kitabı, Kur’an konusunda en ciddi ilk çalışma sayabiliriz. Ancak oryantalist müktesebat içerisinde Kur’an üzerine kaleme alınmış eserlerin en ünlüsü Türkçe çevirisini Prof. Dr. Abdulhalim en-Neccar’ın Arapça tercümesinden cezaevi günlerimizde gerçekleştirerek İslam Tefsir Ekolleri adıyla yayınladığımız De Richtungen der İslamich en Koranaust egung. Bu eser bir Macar Yahudisi olan İgnaz Goldziher’e (öl. 1922) ait.

    Hadis kaynakları konusundaki çalışmalarıyla da meşhur olan Goldziher asıl birikimini İslam tefsir ekollerinden en ünlüleri olan rivayet, kelami, tasavvuf mezhebi ve modernist tefsir okullarını ele almış. Kitabının girişine eklediği bölümde tefsirin doğuş tarihinde geçirdiği merhaleleri işlemiş.

    Ünlü oryantalist Luis Massıgnon’un ‘Goldziher’in şaheseri’ dediği bu eserinde Goldziher, hep bir tezi isbatlamanın peşinde olmuş; Kur’an’ın Tevrat’a dayandığı, dolayısıyla Yahudi kültüründen neş’et etmiş olduğunu. Peki, bu tezinde olanca çabasına ve ancak dikkatli bir gözün fark edeceği kurgulamalarına rağmen başarılı olabilmiş mi? Kesinlikle hayır. Dahası, olanca garazkârlığına rağmen, o Kur’an’ı Allah’ın yerleştirdiği ‘ilahi kelam’ tahtından indirmeyi başaramamış, aksine Kur’an. Bir art niyetliyi dahi kendisine hizmet ettirmeyi ve kendisine hayran etmeyi başarmıştır.

    Goldziher’in İslam dünyasında ulaştığı şöhrete bakınız ki, 1911’de Kahire Üniversitesi’nin planları kendisine yaptırılacaktır. Dahası var. 1953 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir İslam İlimleri Medeniyeti Kürsüsü kurulması teklif edildiği zaman, bu kürsü için tasarlanan ‘İslam Akaidi’ dersinde tefsir ve hadis Goldziher’in eserleri esas alınarak öğretilecektir.

    Ben Goldziher’in eserinin hiçbir yerinde ne Kur’an’a, ne İslamı değerlere karşı, en ufak bir hakarete rastlamadım.

    Ne dersiniz; yerli ‘yersiz’ oryantalist ruhlular, akıl hocaları olan yabancı oryantalistlerden daha mı acımasız ve dahi insafsız oluyorlar?

    ( 16 Temmuz 1999 )

    http://www.mustafaislamoglu.com/makaleler.php?Kat_id=4&Makale_id=164

  38. Kitapsız bir ülkede yaşadığımız müsellem (kesin).
    Google’a fetva soranların sayısı hiç de küçümsenecek gibi değil.
    Çukurluğunu (çapsızlık, seviyesizlik) bile savunanların yaşadığı bir ülkedeyiz.
    Daha da kötüsü, bu cehaletini ve karaktersizliğini kutsayanlar bile azınlıkta değil.
    Acaba Afrika’nın en geri kalmış kabilesi veya Amazon’un en iptidai kolonu cehaleti ile gurur duyuyor mudur sizce?
    Hiç sanmam!

    Bu ülkede, birisinin kuyruğuna basana kadar iyisinizdir. Ondan sonra ise, adüvvün ledüd… Sürekli gardınızı alarak yürümelisiniz. Her an öldürülebilir, yaralanabilir, kaçırılabilir, yıpratılabilir veya bir iftiraya kurban gidebilirsiniz. Hakarete uğramayı saymıyorum bile… O ilk alacağınız tepkidir.

    O zaman neden birilerinin kuyruğuna basıyoruz ki?!

    Bizim dinimiz hoşgörü dinidir. Ama bir elinde arasında gül olan bir kitap, diğer elinde kılıç vardır. Bu dengenin gereğidir. Bu yüzden bu ümmet vasat ümmettir, en hayırlı ümmettir. Kılıcı düşürenler münafıklaşır, kitabı düşürenler katilleşir.

    Günümüzde cehaletin dibe vurmasından dolayı ciddi bir sapma söz konusu. Ve bunu sermaye olarak kullananlar azımsanacak gibi değil. Öyle ki, Amerika, İsrail, tüm Avrupa, tüm Batı, tüm Doğu ve tüm düşmanlar, hatta içimizdeki fırsat düşkünleri bile bunu kendilerine temel sermaye ediniyorlar.

    Herkesi sapık görme gibi bir takıntımız yok. Herkesi kafir ilan etme hastalığımız da yok.
    Tam tersine, zararı ümmete genelleşinceye kadar her Müslümana veya kendini Müslüman ilan edene sonsuz hoşgörüyü savunuyoruz.

    Tüm hatalarını örttüğümüz, görmezden geldiğimiz, öyle olması gerektiğine inandığımız kişi sayısının haddi hesabı yok. Ancak bu hoşgörümüzü bile zorlaya zorlaya kıranlara da biraz daha hoşgörü gösterelim derdinde değiliz. Çünkü biliyoruz ki, bu artık bir ihanete dönüşmüştür. Haine hoşgörü; önce kendine, sonra ailene, sonra milletine, sonra ümmetine, sonra peygamberine ve en sonunda Rabbine apaçık ihanettir. Bu da hadiste bildirildiği gibi, “imanın en zayıfı”nın da altına inmektir ki, orada iman yoktur.

    Mustafa İslamoğlu tüm Sünni alimlere (ki sayıları milyonu bulur) hakaret ederken allamedir, müçtehittir, yeryüzünün gelmiş geçmiş en büyük bilginidir. Hatta onun Allah Rasülünü bile yargılama hakkı vardır. Bunun adı da tevhiddir. O öğretir Peygambere a.s. haşa hangi hadisi irad edip hangisini edemeyeceğini… Kader konusunda Peygamberin a.s. konuşup konuşamayacağına bile o karar verir. Hiç bir hadis onun onayını almadan “sahih” damgası yiyemez. Hiç bir ayet onun onurunu almadan bir anlam ve mana ifade etmez. O kadar ki, 1400 yıldır “mâ meleket eymânüküm” ellerinizin altındaki cariyeler manasına iken, bir anda onun keşfi ile nikahlı eşleriniz manasına döner. Onun Gerekçeli Meali olmadan kimse Kur’an’ı doğru anlayamaz. Onun “üstadım” dediği oryantalistlerin babası Goldziher’ın (asıl adı Yitzhaq Yehuda yani İshak Yahuda 22 Haziran 1850 – 13 Kasım 1921) “İslam tefsir ekolleri” ismiyle bizzat onun suyunun suyundan (çevirinin çevirisi) çevirdiği berbat çeviriyi okumadan Kur’an’ı anlamak yine mümkün değildir.

    Ama aslına bakarsanız, İslam’ın Hz. Adem’den a.s. beri küfür, sapıklık, riddet ve nifak dediği de bundan başka bir şey değildir. Çünkü bir insan ancak böyle ilahlaştırılır. O kadar ki, Peygamberin a.s. bir hadisini duyduğunuzda sahih mi değil mi? delaleti kati mi zanni mi? diye bakıyorsanız, Allah’ın bir ayetini işittiğinizde “delaleti kati mi?” diye düşünüyorsanız, ama lideriniz veya Goldziher’in uşağı bir şey dediğinde ne Kur’an’a ne hadise ne de verdiği referanslara bakmıyorsanız, onun küfür dolu eserlerini Kur’an’dan ve Sünnetten (Kütübü Sitte’den) fazla okuyorsanız, kendinizi boşuna Müslüman saymayın! Bu durumda ben size “kafirsiniz” demem ama bu eyleminiz de küfürden başka bir şey değildir.

    İki de bir “tağut” kelimesini gündeme getirenlere de söyleyelim; tağut, bu tür kişilerdir. Yani Allah ve Rasülünün önüne geçen herkes tağuttur.

    Kitapsız olmaz!
    İlimsiz olmaz!
    Alimsiz olmaz!

    Mustafa İslamoğlu tüm alimlere -ki sayıları milyonları buluyor, ki içlerinde Allah ve Rasülünün tezkiye ettiği sahabe ve tabiin bulunuyor- hakaret ederken allame, birisi onun nifak maskesini düşürünce hasta, cahil, müfteri, alçak, tefrikacı ve bilumum hakarete layık birisi oluyorsa, kafamızı iki elimizin arasına almamız lazım. Kalbimizi kıbleye dönüp Rabbimizin huzuruna bir koymamız lazım.

    Müslüman olduğunuzu düşünüyorsanız;
    Allah’a dil uzatamazsınız,
    Peygambere a.s. dil uzatamazsınız,
    Kitaba (Kur’an ve sahih sünnete) dil uzatamazsınız,
    Amentüye dil uzatamazsınız (yeni amentü oluşturamazsınız),
    Sahabeye, tabiine ve tebei tabiine (yani ilk üç nesle) dil uzatamazsınız,
    İslami temel kavramları yeniden reforme edemezsiniz,
    Çukurlaşacak kadar cahilleşemezsiniz,
    Alimlere, evliyaya, şehitlere, liderlere hatta sıradan Müslümanlara dil uzatamazsınız,
    Haddinizi aşamazsınız!

    Kendimize gelelim!
    Yoksa başkaları bizden önce bize gelirse, iş işten geçmiş olacak!
    Geçmiş kavimler gibi helak olacağız!
    Maazallah!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s