SEVGİLİYE MEKTUPLAR

1. BÖLÜM: ALLAH İÇİN SEVMEK

Ön uyarı: 
1. 
Bu bir kurgu hikaye değildir.
Tamamen gerçek, yaşanmış, hâlâ yaşanmakta olan bir yaşam kesitidir.
2. Siz her F5 tuşuna bastığınızda, bu hikayenin aşağılarda devam ettiğini göreceksiniz.

Herkes sever…
Sevmiştir de…
Ama Mecnun gibi seven kaç kişi vardır bu dünyada…
Elbette yoktur!
Yani neredeyse yoktur!
Çünkü Leyla gibisi yoktur ki Mecnun’u olsun…
Ama yanılıyorsun, ey okuyucu!
Dünya durdukça hep Leylalar da Mecnunlar da var olmaya devam edecek…

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı japan3.jpg

 

Yıl 2005, Temmuz 7…
Yedinci ayın yedinci günü…
7777 Japon Yeni mehir ile Malezya asıllı Leylam ile ikinci evliliğimin nikahı kıyıldı…
Japonya’nın Kyushu adasında, Fukuoka şehrinde…
Ve o eşimden tam 4 çocuğum dünyaya geldi:
Nur Hansa,
Amir Hamza,
Nurul Hanna,
ve Fatih Hanzala…
Tüm evliliklerde zamanla sevgi azalırken, bizde arttıkça arttı.
O kadar ki; Leyla ve Mecnun hikayesi yavan ve yaya kaldı.
Leyla ve Mecnun’un hikayesini yeniden okuduğumda, “bu mudur aşk?” demekten kendimi alamadım.
Fuzuli bizim sevgimizi görseydi, Leyla vü Mecnun yerine mutlaka bizimkini yazardı.


aile
Çünkü eşimle biz birbirimizi sadece Allah için sevdik.
Baştan Allah için sevenlerle hiç başka şeyler için sevenler bir olur mu?

MODERN HAŞHAŞİLER İLE İMTİHAN
Allah da Kendisi için sevmemizi elim ve şedid bir imtihana tabi tuttu:
Tam 10 sene sonra ailemize FETÖ’den bin beter, Global Ikhwan (Global İhvan, resmi adı GISB) denen bir Yecüc Mecüc yani Modern Haşhaşiler ya da yeni Hasan Sabbah gürûhu Bâtınileri musallat kıldı…
Kim bu Modern Haşhaşiler?
Kim bu yeni Hasan Sabbah?
113f1-nurmuhammad
Solda: Muhammed Eş’ari, sağda: üstadı Mehdi

Ülkemizdeki eski İslamcılar bir şekilde duymuştur:
Malezya’da Erkam Cemaati diye bir cemaat vardı.
Daha doğrusu tam adı; Darul Erkam idi.
Ülkemizde 1990lı yıllarda yok satan ilahi kasetlerini çıkaran Reyhan grubu bunlardan kopmuştu.
İşte onların kurucusu ve liderinin adı Muhammed Eş’ari idi.
Bu sapık zındık işbirlikçi hain, kendisinin Mehdi’nin eğittiğini, hazır olunca Mehdi’nin İngilizlerden korktuğu için yeniden gaybubet alemine geçtiğini, ortam hazır olunca yeniden döneceğini, o zamanın geldiğinin alameti olarak da Muhammed Eş’ari’nin Malezya’da ikinci başbakanlık dönemi olacağını vs hezeyanları müritlerine şırınga ettiğini gördük ve müşahede ettik.
Her zındık gibi o da lakabını Abûya takmıştı. Müritlerinin onu başka isimle çağırması, anması, yazması, hitap etmesi vs yasaktı.
Abûya, Arapçada babam demek.
Yani annen kim olursa olsun, baban bu zındık idi.
Rabbimizin Kur’ân’da bizatihi Hz. Peygambere s.a.v. bile BABA denilmesini kesin bir ifade ile yasaklamışken, evlatlıkların bile üvey babasının adı ile çağrılmasını kesin bir üslup ile yasaklamışken, işte Muhammed Eş’ari gibi zındıklar, bu açık haramı delerek sapıklıklarını resmileştirdiler.
Kendisi ile 2008 ve 2010 yıllarında bizzat görüştük.
Bu sapıklıklarını kendi ağzından teyit ettik.
Bize teklif ettiği yeşil hilafet safsatasını kendisine iade ettik.
Zaten ikinci görüşmemizden bir kaç ay sonra geberdi gitti.
Yerine geçenler ve şu an o menfur cemaati yönetenler ise, dünyanın en acımasız mafya katilleri.
gisb.png
Örgütün yeni yönetimi: Üstteki üç katil, örgütün asıl liderleri

Direkt Dubai (Arap Emirlikleri), Ürdün, Hollanda, İngiltere gibi ülkelerce yönlendirilen uluslararası en acımasız örgüt!
Maalesef ülkemizde de aktif rol oynuyorlar.
İstanbul’da Nur Muhammed isimli lüks lokantalar bunlara ait ve bu lokantalar üzerinden hızla yapılanıyorlar.
Ülkemizin bazı meşhur kişilerini çoktan içlerine dahil etmişler.
Para ve şöhret kimleri satın alamıyor ki?!
Sonra ne mi oldu?
Profesyonel bir plan ile eşimi ve dört çocuğumu Malezya’ya kaçırdılar.
Hanna1.jpg
Güzeller Güzeli Kızım: Nurul Hanna
EŞİMİN ADI NE Mİ?
Ne eşim ne de ben 2005 yılındaki evliliğimizden beri birbirimize asla adımızla hitap etmedik.
O bana hep Honey (Bal/ım) dedi, ben de onu Honey diye çağırdım.
Kayın pederim ve kaynanam ne zaman onları ziyaret etsek hep gülümseyerek “Honeyler gelmiş” derlerdi.

aile7.jpg
Eşim ve 4 çocuğumun kaçırılışının resmi makamlara iletilişinin üzerinden yaklaşık 2 yıl geçti.
Sözde Kuala Lumpur’daki Türk Büyükelçiliği ilgileniyor.
Sözde Dışişleri Bakanlığı ilgileniyor.
Sözde MİT yani istihbarat ilgileniyor.
İki yıl sonunda aldığımız mesafe bir arpa boyu değil.
Her defasında kendimizi başlangıç noktasında buluyoruz.
Her defasında yeni bir hayal kırıklığı yaşamaktan ve acımızı tazelemekten başka bir şey olmuyor.
Yüreğimizdeki sızı gün be gün an be an artıyor.
Öyle yanıyor ki içimiz, bu ateşi dışa soluyamıyoruz bile…
Şikayet olur diye…
Sızlanış olur diye…
İmtihan sahibi Rabbimizin gücüne gider diye…
Mevlânâ’nın Mesnevi’sindeki Ney’i gibi, yanışımız da içimize, sızımız da…
Âhın yâ liddünyâ!
Âhın Minel Işk!

Bilin ki; bu hikaye bitmez, bitmeyecek de…



2. BÖLÜM: EŞİME İLK MEKTUP

GERÇEK SEVGİ
Ey can!
Ey Canan!
Ey canların canı!
Bil ki; ben sende gördüm, kitaplarda göremediklerimi…
Tefsirlerde “fessâlihâtü…” ayetinin en güzel tefsirlerini okudum, gördüm ne ki müşahhas örneğini ancak sende gördüm.
Gördüm ki; matematik formüllerini ezberlemekle matematikçi, fizik formüllerini ezberlemekle fizikçi, kimya formüllerini ezberlemekle kimyacı, biyolojinin saçma sapan latin terimlerini ezberlemekle doktor, medrese kitaplarını ezberlemekle âlim olunmuyor.
İlmin metinlerini ezberlemekle de iyi bir Müslüman olunmuyor.
Müşahhas örneklere şahit olmadan hiç bir şeyin aslı ve özü tam olarak anlaşılmıyor.
Hiç bir şey gerçekte yaşanmadan tam anlaşılmıyor.
İşte gerçek sevgi de görülmeden, tadılmadan bilinmiyor, anlaşılmıyor…
Sadeve lafı yapılıyor…
Sadece felsefe yapılıyor…
Sadece edebiyat yapılıyor…
Gerçek sevgi ise, biliyorum kelimelere sığmıyor…
Kitaplara dercedilemiyor…
Ben yine de şansımı deniyorum;
En azından insanlar ellerindeki balın sahte olduğunu anlasınlar!
Her ne kadar sahte olanı anlayınca gerçek olanı anlamış olmasalar da, uyanmak en azından yolun yarısıdır.

SÂLİHA EŞ NASIL BİR ŞEY Kİ
Sahi neydi fessâlihât?

(فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ)
Sâliha kadınlar; eşlerine itaat edenler ve Allah’ın koruduğu gibi gaybı (eşlerinin yokluğunda korunması gerekenleri ki sevgisi, namusu, onuru da dahil) koruyanlardır.

Allah şahittir ki; sen bu ayetin hakkını bihakkın korudun!
Bu dünyada kaç erkek eşinin lehinde böyle bir şahitlik yapabilir ki?!

Hem bil ki; hadislerde ifade edilen, dünyadaki sâliha eşlerin, cennette hurileri bile sönük bırakacak güzelliklerine ben sende şahit oldum.
Sen yanımda olduğun müddetçe, ben hurileri bile merak etmez oldum.
Yunus Emre’nin;
Cennet cennet dedikleri
Bir kaç köşkle bir kaç huri
İsteyene ver onları
Bana seni gerek seni
dediği duyguyu ben sende ve seninle yaşadım.



ŞİMDİ NASIL MIYIM
Şimdi öyle bir haldeyim ki, ey sevgili!
Sustukça yandım…
Yandıkça sustum…
Sonra ne mi oldu?
Şairin dediği gibi;

İçsen bu sudan, bir daha, dostum, susamazsın
Bir hâl gelir… ağlayamazsın, susamazsın!

İşte böyle bir hal oldu!
Ama ne ben yanmaktan yoruldum ne de susmaktan…
Şimdi de ne ağlamaktan ne de susamamaktan…
Değil mi ki, her şey bir imtihan;
Kahrın da hoş, lütfun da…
Şeyhimin hep terennüm ettiği Fuzûli‘nin beytinde ifade ettiği gibiyim:
Aşk derdiyle hoşem, el çek ilacımdan tabip
Kılma derman ki, helakim zehr-i dermanındadır
Hayır!
Belki de Eşrefoğlu Rûmi‘nin ilahisindeki gibiyim:
Seni sevmek benim dinim imanım
İlahi, din ü imandan ayırma!
Bilirim; beni en iyi sen anlarsın…
Anla ve ağla, en canların canı!
Cahiller ne bilir halimizi?
Onların işi kîl ü kâl!
Onlar bir yazıyı, bu mektubu okumaktan aciz!
Onlar, sayfayı açıp resimlerine bakarak karamsar yorum yapacak kadar şaki kimseler.
Onlar, resme bakıp yargılayan, sonra da infaz eden sefih cellatlar!
Onlar okusalar bile anlamaktan aciz!
Anlasalar bile hissetmekten aciz!
Tatmayan bilmez değil mi, en canların canı?!
Nereden bilecekler!
Ezberledikleri Kelâmullahı anlamaktan aciz!
Manasından aciz, meâlinden aciz, tefsirinden aciz!
Aciz, acziyetini itiraf etmezse, acziyetini Rabbine arzetmezse, anlamaktan aciz, ağlamaktan aciz, ifade etmekten aciz!
Ben ise, acizler arasında kalmaktan acizim, meramımı ifadeden aciz…
Acz içinde acz…
Tıpkı Ahmed Cahid Zarifoğlu gibi…
Muhataplarım aciz, ben aciz!
Acz içinde acz…

zevac
3. BÖLÜM: AŞK ve EVLİLİK


Aşk mı sevgi mi?
Ben aşık olmayı istemedim.
Elbette tasavvufi manada aşkı hep istedim.
Ona da ulaşamadım.
Aşk insanı kör eder, sevgi ise gönlünü açar.
Bu ayette ne Kur’ân’da ne de Sünnette aşk kelimesi bile geçmez.
https://wp.me/p2nTzK-1AM
Şu üstteki linki okumak bu konuyu daha iyi anlamamıza yeterli olabilir.
Evlilikte aşk mı lazım yoksa sevgi mi?
Aşk nefsi, sevgi ilahi bir duygudur.
Evlilik dünyadaki en kutsal kurumdur.
En kutsal bir kurumu kurarken mayasını en adi bir malzemeden kullanırsak, o evliliğin varacağı son nokta; boşanma avukatı, boşanma davası, nafaka kavgası, mutsuz çocuklar, umutsuz eşler (dullar), yaygın zina, gizli dostluklar (Kur’ân’ın tabiriyle ‘ahdân’), bitmeyen kavgalar vs vs.
Bu yüzden evlilik öncesi ve sonrası eşler hep haklardan bahseder.
Kimse görevini bilmez, merak da etmez, hocaya da sormaz…
Çünkü bu evliliklerde sevgi yoktur.
Belki aşk vardır ama sevgi yoktur.
Aşk da tükenen bir duygudur.
Daha güzelini görünce değişen bir duygudur.
Sevgi ise asla eskimez, pörsümez, tükenmez.
Bilakis gittikçe artar…
Çünkü sevdiğin her zaman en güzelidir.
Bize lazım olan aşk değil, sevgidir!

Özel Hayatı ve Aileyi İnternette Paylaşmak Caiz mi?
Osman Nuri Topbaş, Nureddin Yıldız hoca gibi değerli alimlerimiz bunu asla tasvip etmiyorlar.
Ki, doğrusu budur!
O zaman neden buradan aile resmi ve meselesi paylaşıyoruz?
Çünkü fıkıhta hüküm verilirken illet esas alınır.
İllet kalkınca hüküm kalkar, illet değişince hüküm de değişir.
Çünkü alimlerimizin kastettiği resim paylaşımı; keyfi, gösteriş amaçlı, ihtiyaç dışı paylaşımlardır.
Bunlar ailenin mahremiyetine zarar getirdiği için caiz değildir.
Ancak nasıl ki, hastalık gibi bazı özür ve illetler, nice haramları mübah kılıyorsa, bir derdi olanın veya zulme uğrayanın da bunu dile getirmesi, paylaşması ve yardım istemesi dinimizde mübahtır, helaldir, caizdir.
Hatta bunu ifade ederken kem söz söylemesini bile Allah hoş görür, müsamaha gösterir.
Delili Kur’ân’ın ta kendisidir!
( لاَّ يُحِبُّ اللّهُ الْجَهْرَ بِالسُّوَءِ مِنَ الْقَوْلِ إِلاَّ مَن ظُلِمَ وَكَانَ اللّهُ سَمِيعاً عَلِيماً )
“Allah zulme uğrayan dışında açıktan kem (kötü) söz söylenmesini sevmez! Allah elbette her şeyi işiten ve bilendir.” Nisâ 148
Bu ayetin meâli de tefsiri de bu yöndedir.
Merak edenler istedikleri meâl ve tefsirden bakabilirler.
Demek ki istisnai durumları genel hükümlerle yargılamamak gerekiyormuş.
Özellikle dinini doğru öğrenmek isteyenler, hoca adayları ve hocaların bu konuda daha hassas olması gerekiyor.
İyi niyetle dile getirildiği ve sorulduğu için ayrıca ifade etmek istedim.
Saygılarımla,



cariye ve köle ile ilgili görsel sonucu
Câriye, Köle ve Kul

Bir çok hoca “abd” (الْعَبْدُ) kelimesini kul ve köle diye tercüme eder.
Bizzat vaktiyle Süleymaniye Vakfı’nda Prof. Abdulaziz Bayındır’ın bir sohbetinde bunu kendisinden de işittim.
O, kelime-i şehadeti tercüme ederken “Muhammed Allah’ın rasülü ve kölesidir” diye tercüme ediyordu.
Ve ısrarla da gerçek tercümenin böyle olması gerektiğini iddia ediyordu.
Aslında mesele o kadar da basit değil!
Bazı düzeltmeler insanın cahilliğini ortaya çıkarıp rezil olmasına yaramaktan başka bir işe yaramaz.
Bu kelimenin yani “abd” (الْعَبْدُ) kelimesinin iki anlamı vardır ve bunlar birbirinden bağımsızdır:
kul
köle
Peki, bunu neye göre ayırıyoruz?
Şayet cemisi (çoğulu) abiyd (عَبِيد) gelirse, bu köle(ler) demektir.
Şayet cemisi (çoğulu) ıbâd (عِبَاد) gelirse, bu kul(lar) demektir.

Gelelim sadede;
Eşim, liseyi Malezya birincisi olarak bitirdi.
Bu yüzden Japonya’da istediği üniversiteyi tam burslu olarak okuma hakkı kazandı.
İngiltere de aynı hakkı tanımasına rağmen nasibi Japonya’da imiş.
Üstelik üstün bir başarı ile üniversiteden sonra yüksek lisansını da orada tamamlamıştı.
Bu arada, gazetelerde, dergilerde, radyolarda ve TV programlarında ün yapmıştı.
Yüksek lisanstan sonra da çok prestijli bir firmada çalışırken biz tanıştık ve bir ay içinde de evlendik.
Şahsen merakımdan sordum:
Benim iki çocuğum olduğu halde, ayrıca normal bir işim de olmasına rağmen, benimle evlenmeyi neden kabul ettin?
Cevap ibretlik idi:
Dinini iyi bildiğin ve elinden geldiği kadar samimi olarak yaşamaya çalıştığın için!

Zamanla ona bir sır verdim:
Eğer bir kadın eşine cariye olursa, onu kendisine köle yapar.
Cariyeye sahip bir erkek nasıl kendisini sultan gibi rahat hisseder ve daima özgüveni yüksek olduğundan başarılı olursa, kocası kendisine köle olmuş kadın da kendisini kraliçe gibi hisseder ve mutlu olur.
Çünkü erkeğin en zayıf noktası; şehvetidir!
Kadının en zayıf noktası ise; iltifat yani ilgi görmesidir!
Bu da ancak köle ve cariye formülü ile giderilir.
Biz hayatımızda bunu uygulayarak mutlu olduk.
Benim evimde yazı tahtası sabittir.
Sabah namazından sonra ailemle ve çocuklarımla ders yapma geleneği vardır.
Malezyalı eşimle de Sahih-i Müslim’in 9. cildini epey okumuştuk ve bazı duaları da ezberlemiştik.
Bunun yanında özellikle tefsir ve Şafii fıkhı da epey mütalaa ettik.
Biz ailemizde bir sorun çıktığında suçluyu aramadık.
O suçun nasıl telafi edileceğini düşündük ve merhamet ile çözüm yoluna gittik.
Çünkü mutluluğun yegane sırrı budur!
Allah için sevmenin formülü de budur!

Şehvet Nedir?
Şehvet kelimesi bizim anladığımız manada sadece cinsellik değildir.
Her ne kadar en kuvvetlisi bu olsa da…
İmam Gazali, İhyâ-u Ulûmi-d Din adlı eserinde şehvet konusunu müstakil başlık altında işlemiştir.
Orada ısrarla şehveti; şehvetü’l ferc (cinsel şehvet), şehvetü’l batn (mide şehveti, oburluk) gibi kısımlara ayırır.
Ki Arapçada da gerçekten şehvet bu manalaradır.
Makam, güç, mal sevgisi ve zaafı bile şehvet diye isimlendirilir.
Ancak bunlar içinde erkeğin en zayıf noktası elbette şehvetü’l ferc yani cinsel şehvettir.
Bir kadının saliha bir eş olabilmesi için kocasına karşı en önemli vazifesi de, öncelikle erkeğin bu zayıf noktasını giderip onu güçlü kılmasıdır.
Böylece gönlünü de gözünü de dışarıdaki haramlardan korumuş olur.



Secde

4. BÖLÜM: İBTİHÂLÂT (YAKARIŞLAR)

İlahi,
Ben Sana bana ata kıldığın Hz. Âdem a.s. peygamberinin ve kulunun ağzı ile yalvarıyorum:
(رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ)
“Rabbimiz, biz kendimize zulmettik, yazık ettik. Eğer Sen bizi bağışlamazsan ve bize acımaz merhamet etmezsen, and olsun, biz hüsrana uğrayıp kaybedenlerden olacağız.”
İlk atamızı utandırmadığın gibi, bizi affedip bize rahmet ederek bizi de utandırma, Rabbimiz!

Ben Sana Hz. Eyyüp a.s. kulunun ağzı ile yalvarıyorum:
(رَبِّ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ)
(رَبِّ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ)
“Rabbim, bana sıkıntını büyüğü dokundu, Sen ise merhametliler merhametlisisin!”
“Rabbim, bana şeytan bitkinlik ve azap ile dokundu!”
Ayağımı nereye vurmam gerekiyorsa vurayım.
Kardan soğuk hangi su ile yunacaksam, yunayım.
Yeter ki sen sonunda sağlığımı, ailemi ve servetimi geri ver.
Hem de iki katına…
Tıpkı Hz. Eyyüp’e a.s. yaptığın gibi…

Ben Sana Hz. Yunus’un a.s. duası ile yalvarıyorum:
(لَا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ)
Senden başka ilah yoktur! Sen her türlü eksik ve kusurdan münezzehsin! Ben ise eksiğim, kusurum ve günahlarımla kendisine yazık eden zalimlerden oldum!
Rabbim, Sen bu dua hürmetine Yunus peygamberini tüm dertlerinden kurtarıp karanlıklardan çıkardığın gibi beni de dertlerimden kurtar ve karanlıklardan çıkar.
Çünkü Sen “İşte Biz Mü’min kullarımızı da böyle kurtarırız” diye vaad ettin.

Ben Sana Hz. Lut’un a.s. duası ile münâcât ediyorum:
(رَبِّ نَجِّنِي وَأَهْلِي مِمَّا يَعْمَلُونَ)
“Rabbim, beni ve ailemi şu şakilerin yaptıklarından kurtar!”
Sen de o şakilerin yaptıklarından Hz. Lut’u a.s. ve ailesini tümüyle sağ salim kurtardığın gibi, beni de ailemi de tüm fertlerini Global İhvan denen ahir zaman Ye’cüc ve Me’cüc’ünün yaptıklarından, tuzaklarından, fitnesinden ve şerrinden sağ salim kurtar!

Ben Sana Hz. Musa’nın a.s. ile yakarıyorum:
(رَبِّ لَوْ شِئْتَ أَهْلَكْتَهُم مِّن قَبْلُ وَإِيَّايَ أَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَاء مِنَّا إِنْ هِيَ إِلاَّ فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَن تَشَاء وَتَهْدِي مَن تَشَاء أَنتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الْغَافِرِينَ . وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَـذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ إِنَّا هُدْنَـا إِلَيْكَ)
Rabbim, şayet dileseydin onları da beni de önceden de helak ederdin. Şimdi bizi şu beyinsiz sefihlerin yaptıkalrı yüzünden helak mi edeceksin?! Bu sadece Senin ağır bir imtihanın ki, onunla dilediğini saptırır, dilediğine hidayet ederek yol gösterirsin. Sen bizim Velimiz ve Mevlâmızsın. Bu yüzden bizi bağışla, bize rahmet ve merhamet et, zira Sen bağışlayanların en hayırlısısın! Bize bu dünyada da ahirette de iyilik yaz. Şüphesiz biz Senin yoluna ve dinine döndük.
Rabbim, Musa peygamberinin duasını kabul ettiğin gibi, bizim de dualarımızı kabul et!

Ben Sana ahir zaman peygamberi, efendimiz, rehberimiz, önderimiz, Hz. Muhammed’in s.a.v. ve ashabının nidası ile nida ediyorum:
(مَّسَّتْهُمُ الْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء وَزُلْزِلُواْ حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللّهِ أَلا إِنَّ نَصْرَ اللّهِ قَرِيبٌ)
Hani onları şiddetli sıkıntı ve belalar sarmıştı da, şiddetli depreme yakalanmış gibi sarsılmışlar ve sonunda Peygamber ve beraberindeki iman etmiş ashabı dayanamayıp ‘Allah’ın yardımı ne zaman?!’ diye serzenişte bulunmuşlardı. Sen de ‘agah olun, Allah’ın yardımı pek yakındır’
Şimdi beni de ailemi de benzer sıkıntılar ve belalar kuşattı! 
Sarsıldıkça sarsıldık, sonunda dayanamayıp biz de ellerimizi Sana açtık ve niyaz ediyoruz:
Allah’ın yardımı ne zaman?!



5. BÖLÜM: 

Sen o’sun…
Ey sevgili,
En sevgili,
Canlar canı!
İmrul Kays’ın Uneyze’si,
Tarafe’nin Havle’si,
Züheyr’in Ümmü Evfâ’sı,
Antera’nın Able’si,
Mecnun’un Leyla’sı,
Kerem’in Aslı’sı,
Ferhat’ın Şirin’i,
Mem’in Zin’i
Senin yanında ne ki?
Hepsinin toplamı senin bir ay yüzün etmez!

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip

Aile3

Hüküm Giydim
Ey Sevgili,
Hüküm giydim;
Dağların taşıyamadığı…
Göklerin kabullenmekten çekindiği…
Yeryüzünün yüklenmekten korktuğu emaneti taşımaya…
İçimde volkanlar kaynarken,
Dışımda güllük gülistanlık bir çehre sergilemeye…
Yüreğimdeki depremleri gizlemeye, saklamaya…
Gözyaşımı sadece geceleri yalnızken akıtmaya…
Derdimi sadece gerçek Sahibime arz etmeye…
İdama mahkum mahpusun hali bana âzadlık gelir oldu,
Kansere yakalanmış bir hastanın bekleyişi bana şeb-i arus oldu…
Bir imtihana tabi tutuldum ki;
Çatladı kabuğum…
Yüreğimden taştı lavlar…
İçimdeki depremleri zapt edemez oldum…
Zapt u rapt altına alamaz oldum kendimi…
Kul bittim deyince, Rabb yettim dermiş makamına geldim…
Elimde âminden başka teselli yok,
Duadan başka silahım yok bu savaşta…
Bilmem ki, sırada hangi makam var?!
Hangi hale mahkumum bundan sonra?!
Hangi cerbeze beni bekler,
Ben vuslatı beklerken…

Yaralı Aslan
Ey Sevgili,
Düşmanlar sürekli tuzak kurarlar
İslam düşmanlarının huyudur
Bilmezler ki, kazdıkları kuyular
Kendi mezarları olur
Yaraladıkları aslanlar
Kendi ecelleri olur
Bilmezler ki, en tehlikeli aslan
Yaralı olan aslandır
Yaraladıkları ailenin
Her bir ferdinin
Nasıl bir aslan olduğunu
Öğrenecekler fakat
İş işten geçmiş olacak
Bilmezler ki, asıl dişi aslan
Onların sonunu hazırlayacak
İnne keydekünne aziym gerçeği
Tecelli ettiğinde
Ortada ne çizdikleri
Kartondan çizgi karakter Mehdi kalacak
Ne de Allah adına uydurdukları…
Karanlığın en koyu olduğu an
Sabahın en yakın olduğu zaman değil mi?
Eleyse’s Subhu biqariyb?!

 

IMG_20170826_101727_055.jpg

Hayatımda İslami müzik yani ilahi, ezgi ve marş dışında pek müzik olmadı.

Yabancı müziği zaten sömürünün farklı bir boyutu olarak gördüm.

Ancak nadir de olsa dinlediğim bir kaç yabancı müzik oldu.

Bunlardan en beğendiğim üstteki youtube’da dinleyeceğiniz müzik oldu.

İlk MP5 çıktığında, Kuala Lumpur’dan almıştım.

O zamanlar henüz Türkiye’de MP5 yoktu sanırım.

İçindeki örnek parça da “Take Me To Your Heart” idi.

Çok hoşuma gitmiş ve eşime de dinletmiştim.

Sonra bir kaç yıl sonra Johor Bahru’da bir AVM’de (o zamanki adı; JUSCO idi, Japonlara ait) iken bu müziğin çaldığını eşimle uyduk.

AVM içindeki bir banka oturup sonuna kadar dinledik.

O günden sonra bu parça bizim müzik parçamız olmuştu.

Sözleri oldukça güzel…

TAKE ME TO YOUR HEART

Hiding from the rain and snow
Trying to forget but I won’t let go
Looking at a crowded street
Listening to my own heart beat

So many people all around the world
Tell me where do I find someone like you girl

Take me to your heart
Take me to your soul
Give me your hand before I’m old
Show me what love is Haven’t got a clue
Show me that wonders can be true

They say nothing lasts forever
We’re only here today
Love is now or never
Bring me far away

Take me to your heart
Take me to your soul
Give me your hand and hold me
Show me what love is
Be my guiding star
It’s easy
Take me to your heart …

Standing on a mountain high
Looking at the moon through a clear blue sky
I should go and see some friends
But they don’t really comprehend
Don’t need too much talking
Without saying anything
All I need is someone
Who makes me want to sing

Take me to your heart
Take me to your soul
Give me your hand before I’m old
Show me what love is
Haven’t got a clue
Show me that wonders can be true

They say nothing lasts forever
We’re only here today
Love is now or never
Bring me far away

Take me to your heart
Take me to your soul
Give me your hand and hold me
Show me what love is
Be my guiding star
It’s easy

Take me to your heart
Take me to your heart
Take me to your soul
Give me your hand and hold me
Show me what love is
Be my guiding star
It’s easy
Take me to your heart

Malezya haritasıJaponya haritası

DO THE RIGHT

Whatever you want,
Is not what Allah wants!
You may run after your nafs,
Then you are just a prey,
And it always hunts…

The hatred does not cool your heart
It burns it more and more
Sins never heal, but hurt
As black dots, and turn to core

As the core of the World,
As the core of the Sun,
As the core of the Hell,
You burn the more, no any word…

Keep it in your mind harder;
The one can’t kill you today,
Makes you stronger and stronger
Until you get enough one day

Me?
Me…
Well…
You hurt me for a while,
Seconds, minutes, hours,
Days, weeks, months and years,
Crying the whole night with tears out,
The whole day with tears in,
Burning my heart,
My existence, life, soul…
It came to the level;
Not feeling anything anymore…
You can’t hurt me anymore…
I left you and your collaborators;
Your parents, relatives, satans,
Nafs, partners, husbands…
To the hands of Allah,
To the Azizun Zhu’n tiqaam! 

If you really fell in trap;
Of GISB hash-hashies,
The army of Ya’juj and Ma’juj,
or of the Satan, or of your Nafs,
The door of tawba is always open!

But keep in your mind as well;
The more you delay,
The more that door is close to close
Not to open again, ever and forever

You may cheat Malay courts,
You may deceive people around,
You may convince even yourself,
By your lies, false words…
But you can’t do it for Allah,
And your own Soul…

Hurry up, please!
Time is getting over,
The door is about to close,
Don’t put off, do not palter
There is still someone there,
Waiting for you patiently…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.